Tobb Etü-Bahçeli servisi
esrarengiz bir şekilde yolcularıyla birlikte kaybolur.
Korku, ölüm, fragman tarzı
şeyler, felaket, şiddet, çığğlıııkkk
Dın dın dırı rırın-dırı rın dırı
rırı-rın dın rırı rırın (http://www.youtube.com/watch?v=Vylp4uMX1Os)
Fatma: Biz her yere yürüyerek gidiyorduk çok
efendiydik aslında.
Öznur: Zaten 5
yıldır bu okuldayız servis saatlerini de duraklarını da bilmeyiz. Herkes nasıl
biniyor da gidiyor hayret bir şey!
Fatma: Hep
Esma'nın yüzünden
Esma: Üff bi
susun! Anlamadığım şey, herkes servisle
gidip geliyor da siz niye bu kadar korkuyosunuz?
Fatma: Bi git
Allah aşkına al kaybolduk işte, anlamadığı şeymiş. Anladın da ne oldu sanki
Kavga, saç
baş, tırnak, kırışmış saç teli, iğne
Öznur: Tamam, durun az sakin olun. Mantıklı
düşünmeliyiz. Bu işte bir tuhaflık var, hemde büyük bir tuhaflık…
Tuhaflık,
Fatma'nın gülümserken zorla yanağında oluşturmaya çalıştığı gamze çukurundaydı.
Fatma: Şok şok
şok birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde...
OLDUKÇA YÜKSEK
VE YIPRATICI BİR SES: offff fotmo git
başumdaan hafff paff uğraşamayacağum senle!
Öznur:
Belleğimin kuytularından Uğur çıktı ve ağzının payını verdi. :)
Fatma: Uğur
yaa hey Allah'ım bilincimizin derinliklerinde nasıl bir yer ettiyse
kıkırkıkırkıkır J
Esma: Yeter ya
ne pis geyiğiniz varmış. Kaybolduk ya
kay-bol-duk(heceleyince daha bir ciddi olduğunu düşünerek) diğerlerinin hayatta
olup olmadığını bile bilmiyoruz.
Öznur: (Uzaklara
bakarak) Evet, diğerlerini bulup birlikte
yaşam mücadelesi vermeliyiz.
Fatma: Hava da
kararmaya başladı. Esma acilen yiyecek bir şeyler yapman gerek. Yoksaaa...
Kişiyi fakir
hissettiren müzik ( http://www.youtube.com/watch?v=nfyOEFalMoc)
Tuhaflık, o
hengamede Öznur'un bu müziği ağzıyla çıkaracam diye sesleri eğip büküp sonra
kulaklarına değecek kadar yayvan hale getirişindeydi.
Fatma: Anaaa
çantamda tonbalıklı sandviç ve ayran vardı. O bizi belki bir kaç saat idare eder.
Öznur: Yuhh
sen bizden gizli gizli sandviçlere para mı veriyorsun?
Tuhaflık,
Can'ın mezuniyetinde bedava dağıtılan sandviç ve ayranı Esma'nın mezun
oluyormuşçasına heyecanlanıp sevinçten yiyemeyişindeydi.
Esma: Yenmez o
beee, en azından önünden bir çorba yapmamız lazım.
Öznur: Esma, aferin. Kız sana çantamda yıllanmış
sandviçim ve ayranım var diyor sen de tek başına yenip yenemeyeceğini mi
sorguluyorsun?
Fatma: Tamam Öznur
ya ortam zaten gergin. Ben çıkar bir kaç bitki toplarım şimdi. Çaaaat, hıh
şurdan bir çubuk kesiyim ki gülmeyin kızım mağara resimlerinde de var ya
toplayıcılık için iyi olur. (Çubuğun ötesini berisini düzeltip yan tarafa
artistçe bir tükürük savurarak)Yanına salata yaparsak yeter bence. (Ayağa
kalkar) Öznur'u sana, seni de Allah'a emanet ediyorum Esma. Fazla geçikmem
hemen gelirim.
Öznur: Iyyy
sizden nefret ediyorum.
Tuhaflık,
Fatma'nın hemen doğal yaşam moduna girip hatta baya da bir alışıp kamuflaj
olacam diye kendini toza toprağa bulayışındaydı.
2 saat sonra…
ADLARINI
ÖĞRENMEYE BİR TÜRLÜ FIRSAT BULAMADIĞIMIZ DEV SAÇLARINI KAFALARININ BİR
TARAFINDA İSTİFLEYEN UZUN BOYLU TOBB ETÜ KIZLARI: Seniye hanım bunları da
buraya yığıyoruz eğer sizin için uygunsa
SENİYE HANIM:
Daha fazla ot yığmalıyız. Belki bizi bu şekilde farkedebilirler değil mi Öznur
Başkan?
Fatma: (Bir
hayli şaşırarak)Yok artık Esma. Yuh sana Öznur. Yalnız bırakmaya hiç
gelmiyorsunuz kızım. Siz ne ara lider oldunuz da uzun boylu, güzel kızlara
hükmeder oldunuz hı söyleyin bana? Tamam hadi diyelim ki lidersiniz. Kendinize
daha iyi bir liderlik ismi seçemediniz mi ? Öznur Başkan ve Seniye Hanım ney ya
:)
ÖZNUR BAŞKAN:
Üzülme Fatoş, senin de yapabileceğin bir şey yok. Bazı insanlara Allah liderlik
vasfını doğuştan verir. Sonuçta bu mücadelemiz bir ekip çalışması olmalıydı.
Yöneten yönetilen ilişkisi yani.
Tuhaflık,
Fatma'nın kendi yazısında bile başrolü oynayamayışındaydı. Ezik yaaa
ADLARINI
ÖĞRENMEYE BİR TÜRLÜ FIRSAT BULAMADIĞIMIZ DEV SAÇLARINI KAFALARININ BİR
TARAFINDA İSTİFLEYEN UZUN BOYLU TOBB ETÜ KIZLARI: Efendim, kendini Emre Erginim
ben diye tanıtan bu beyefendi iki saattir bizlere milattan sonra 2013 yılından
geldiğini tekrarlayıp duruyor. Ne demek istediğini anlamadık. Size getirmeyi
uygun bulduk.
ÖZNUR BAŞKAN:
Merhaba öğrenci, biz zaten 2013'teyiz neyin kafası bu
SENİYE HANIM:
Tatlım (o tür kızlara uyan tek seslenme efekti) biz öyle birini tanımıyoruz ki
konuş yabancı kimsin sen?
Fatma: Kızım
şaka mı yapıyorsunuz? Emre Erginim ben demiş ya işte. Kızlar siz de neyini
anlamadınız Allah aşkına?
Tuhaflık, Emre
Ergin’in ıssız bir adaya düşüldüğünde mutlaka yanında bulunması gereken 3
kitapla birlikte kayboluşundaydı.
EMRE ERGİN: (bağırarak)
Kelimeleri tutuyor ve ardarda sıralıyordun. elçiydi onlar. senin parçalarını
taşıyorlardı, sen dediğin şey de bir üretimdi, yine de durmuyordu hiçbir şey.
her şey sen daha onları tanımlayamadan değişiyorlar ve tanımlanması yıllar
sürecek saniyelerle doluyordu etrafın.
ÖZNUR BAŞKAN: -bütün
bunlar da ne demek oluyor?
EMRE ERGİN: -ben
aklınım senin. kendini anlatmanın binbir türlü yolu var sanıyorsun. (http://kagitsizlik.blogspot.com/)
SENİYE HANIM: üff
tamam bu kadar yeter! Ne dediği anlaşılmıyor bile. Oğuz Ataylar hariç diğer
kitaplarını hemen yok edin.
ÖZNUR BAŞKAN:
Kızlar kitapların sayfalarını düzgün bir şekilde yırtıp Fatma’nın kestiği
çubuklara takın. İlgi çekici olur. Bir an önce kurtulalım şurdan. Hadi biraz
daha çaba.
Tuhaflık,
Esma’nın Oğuz Atay kitaplarını fırın kağıdı yapmaya kıyamayacak kadar çok
sevişindeydi.
EMRE ERGİN: Bak Fatma. Hepiniz
yanılıyorsunuz. Siz aslında kaybolmadınız. Bunların hepsi kurmaca. Gidin, dönün
yurdunuza mı evinize mi, artık nerde kalıyorsanız. Rezil ediyorsunuz kendinizi.
Fatma: Tamam hıhı döneriz. Olmadı
öyle yapalım. Bizim niye aklımıza gelmediyse? Tamam, bi sus. Others mısın nesin ya garip garip. (oturduğu
yerden toprağı eşeleyerek) Zaten beni lider yapmadılar.
EMRE ERGİN: Bilmiyorum ki bana
inanman için ne yapmalıyım?
Fatma: Herhangi bir şey yapmana
gerek yok nasılsa inanmayacağım. Dur yaa. Yemin et o zaman. Hadi etsene yemin.
EMRE ERGİN: Tarık’ın en çok
sevdiği nesne olan Borcamın ve Adıyaman Çiğköftecisi Ömer Bulak’ın üzerine
yemin ederim ki bunların hepsi senin uydurman. İnsanların ödevleri var vizeleri
var. Bizleri getirdiğin yetmiyormuş gibi uzun kızları da getirmişsin. Hepimiz
yorulduk. Bari bırak da ben gidiyim.
Tuhaflık, doğum günü hediyesi
olarak Tarık’a alınan borcamın innovasyon ödülü alışındaydı.
Annem: Kalksana hadi. Tatile
geldi ya yatacak şimdi öğlene kadar. Saat 8 oldu. Ekmek almaya gitmemek için
ölü taklidi yapıyor bak hele şuna. Tamam kalkma, koskoca kadın ben gidiyim
ekmek almaya. Utanma da kalmamış.
Tuhaflık, annemin “akşam yatmak
bilmezler sabah kalkmak bilmezler” diyen nesilden oluşundaydı.
Ben: (Üzerimden atılan yün
yorganın ağırlığından kurtularak) anne rüyamda milattan sonra 2013 zaman
diliminde sıkışmıştık. Ama kafam çok ağrıyo. Kafamın üstüne yatmışım demek ki
kafam komple uyuşmuş be. O değil de rüyamı anlatsam nerden baksan 4 sayfa sürer
ha. Gerçi rüyam sahih değil heralde. Niye biliyor musun anne? Adıyaman
çiğköftecisinin adı Ömer Bulak değil, Ömer Aybak’tı.
Annem: İyi, git de ekmek al.
Tuhaflık, annemin anlatılanlardan
zerre kadar etkilenmeyişindeydi.
Ama en büyük tuhaflık, “Bu resmin
olmadığı yerler şubemiz değildir.” diyen çiğköfte reklamıydı.

kaybolma hikayesi değil mi bu ya. tiyatro usulü gerilim mi olur. hiç korkutmadı beni. püff.
YanıtlaSil20.yy'da okuru korkutmak :)Belki,sinemada görsel efekt ve seslerle bu mümkün olabilir.Korkutma gibi bir iddiam olmadı o yüzden korkmamışsındır
YanıtlaSilçok zor iş cidden, ben denemiştim.
YanıtlaSil