21 Nisan 2014 Pazartesi

Spor Pişmanlıktır!

+Çek, çek, çek, esne! Tekrar; çek, çek, esne!
...
+Nefes aaallll, nefes ver; aaaaalll veeer.
...
+Yavaşlamıyoruz...

Evet yanlış anlamadınız, bu sözler bir step hocasına ait.

Bu yaşıma kadar beden eğitimi dersleri ve 2002 Dünya Kupası hariç sporla zerre ilgisi olmayan, sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanından bile nefret eden biri olarak spora başlamam yadırganabilir. Nitekim ben de yadırgıyorum.

Sağlığa düşman, konformizm ve "efficiency" prensipleriyle donatılmış güzel hayatımda, spor yapmamı da sağlıkla bağdaştıracak tek bir gerekçe bulunmuyor. 15 yıldır birkaç ay aralıklarla olduğu gibi kilo vermeyi düşündüğüm bir anda "Aslında spor yapsan..." diye başlayan cümleleri kulak ardı etmemeye karar verdim. 15 yıldır olmuyorsa ve spor yapmamakta ısrar ediyorsam, belki de ısrarımda diretmemeliyim, belki bu sefer bir de sporu denemeliyim dedim.

Tabii hayatımda ilk kez spor yapacak olmanın gerginliği epey yüksekti, hayatımda hareket etmemek için yaptığım üşengeçlikleri saysam bu gerginliği daha iyi anlatabilirim ama bu başka yazının konusu.

Spor salonununa 15 dakika önce geldim, kendimden daha kilolu olanları görüp mutlu oldum. Ancak bir sürü zayıf insan da oradaydı, hiç anlam veremedim. Ben genç ve zayıf olanlarla değil, kilolu ve orta yaşlı ve hatta yaşlı olanlarla takılmayı tercih ettim. "Bu hoca iyi, öbürü de çok zıplatıyor." türünden küçük, anlamsız, konuşulmasa da olacak muhabbetler ettik.

Step başladı.

Başta sadece "marş" diye bilinen yerinde  sayarak yürüme hareketi vardı. Hiç korkmadım. Sonra iş değişmeye, hareketler karmaşıklaşmaya ve yorucu olmaya başladı.

Aklımdan "Tamam artık yaa, bu kadar yeter, bitsin." diye geçirdiğimde ise sadece 15 dakika olmuştu başlayalı.

Step hocası tempolu müzikte ....8, 9, 10 diye sayıyordu, 10'da biter diye mutlu oluyordum ama bitmiyordu. Bir de bunun 10, 9, 8,... diye geri sayımı vardı. 0'a kadar zaten tükenmiş oluyordum. Ama yine bitmiyordu; bunun bir de diğer kolu-bacağı vardı. Ve hala 18 dakika olmuştu.

Step hocasının bitmek bilmeyen enerjisi ve diğerlerinin coşku ile (ve de son derece mutlu ve hayatlarından memnun şekilde) eşlik etmesi artık sinirlerime dokunmaya başlamıştı. Zaten hareketleri de tam yapamıyordum. Teoride step hocası da ben de dizimizi karnımıza çekip bırakmak şeklindeki aynı hareketi yapıyorduk ama bunun pratikteki yansıması çok farklı oluyordu. Step odasının duvarları aynalarla kaplıydı çünkü, kendimi ve hocayı görüp karşılaştırma yapabiliyordum. Yaşlı amca ve teyzelerin spor yapması kadar estetiklikten uzak duruyordu benim hareketlerim.

Henüz 25 dakika olmuştu ama nefes nefese kalmıştım. Bu hocanın çek'i bırak'ı, esne'si zıpla'sı bitmeyecek diye düşünüyordum. Zaman genişlemişti sanki, o kadar atlayıp zıplıyordum, iki dakika geçiyordu.

Yarım saat olmuştu, artık biteceğini düşündüm ama hoca minderleri alalım deyince hayal kırıklığı yaşadım.

Kendimi düşündüm, sporsuz geçen bütün hayatım gözlerimin önünden geçti. Boş boş oturulan güzel zamanlar, yenilen soslu soslu lezzetli yemekler, içilen milkshake'ler... 

Tabii ki minder falan almadan, kimsenin de fazla dikkatini çekmeden salondan sıvıştım. Soyunma odasında biraz oturdum, sonra dışarı çıktım.

Sibel Hoca (Temsili)
Yolda giderken restorantların önünden geçtim. İçeride pervasızca yemek yiyen insanlar vardı. "Yiyin yiyin, Sibel Hoca'nın eline geçerseniz görürsünüz." diye içimden geçirdim.

Açtım, yorgundum, bir de sporla ilgisi yok ama uykusuzdum. Yemek yesem, yiyemezdim. Onca sporun üstüne yemek yemeye ve tekrar kalori almaya kıyamıyordum. Onca çekmeye, esnemeye, zıplamaya acırdım şimdi bir pizza yesem. Bu da bir çelişkiydi tabii. Demek bu insanlar böyle böyle bu kadar inceliyordu. 

Bütün bunların etkisi geçip sağlam kafayla düşündüğümde, 23 yıllık hayatım boyunca kendimi çok iyi tanıyıp spor yapmak gibi bir yanlışa bulaşmamakla ne kadar haklı olduğumu düşündüm. "O pizzayı da yemem, o hareketleri de yapmam." diyerek sağlıksız yaşantıma devam ettim.