11 Ekim 2012 Perşembe

Sene 2009



Sene 2009 (Birleşik kitabevini, 339 halk otobüsünü, servis güzergâhlarını bilmediğimiz günler)

Öznur ve ben, 19 yaşımızın verdiği havailikle birinci sınıfta olmanın verdiği safça (normalden ziyade bir saflık, salaklık sınırına daha yakın) düşüncelerle Ankara’nın o insanı uyuşturan güneşinin altında Fatma’ya bakıyoruz. Edebiyat dersi için kitap almalıyız ama Kızılay’a gidip gelmek işkencelerin en büyüğü. Birinci sınıfız ya özgüven sıfır cesaret edip servis saatlerini soramıyoruz. Otobüsle gitmeyi aklımızın ucundan geçiremeyiz. Fatma yanımızda ya onun uğursuzluğuyla her zaman yarım saatte bir geçen otobüsler Söğütözü’ne uğramaz. Metroya yürüsek bu güneşin altında elimizde bir sürü kitapla çok zor…
Fatma’nın gözleri parlar işte o an Öznur’la bende de müthiş bir aydınlanma meydana gelir. Sonuçta Fatma 21 yaşının verdiği aklıselimlikle bizi çekip çeviren, zekice esprileriyle güldüren-düşündüren her daim önerileriyle, tavsiyeleriyle, nasihatleriyle ilham kaynağımız, velinimetimiz kısacası iyi ki yanımızda, iyi ki bizi seçti J
F.Ç: Kitapları A.Ş.T.İ(Ankara şehirlerarası terminal işletmesi)’den alalım, ben görüyorum hep insanlar kitap alıyor. (Fatma “ben görüyorum hep insanlar…” kalıbını babasından genetik yollarla almıştır.)
Ö.A: Aaa çok iyi fikir.
E.U: (ses yok- henüz özgüveni bir embriyonunki kadar)
Neyse düştük yollara içimizdeki tarifsiz mutlulukla yol çabucak geçti. Aşti’deki çığırtkanları duymadan ilerlemeye çalışıyoruz. Neredeyse bizi ikna edip Kırıkkale’ye göndereceklerdi. Kitap tezgâhlarına yaklaşıyoruz. Öznur kitap listemizi çıkarıp soruyor:
Araba Sevdası, İntibah, Küçük Şeyler, Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, Karabibik vs bir düzine kitap sayıyor.
Satıcı: Olmaz mı abla var tabii kaç tane lazım size?
Ö.A: Üçer tane alacağız.
F.Ç: Tanesi ne kadar bunların?
Satıcı: Abla o elindeki 2 buçuk lira diğerleri 1 lira
F.Ç: Hımm tamam bu kalsın diğerlerini alalım.
E.U: (Heyecanla yemek tarifi kitaplarına bakmaktadır. Uzun sürmez, Öznur’un dürtmeleriyle edebiyat kitaplarına döner.)
Elimizde kitaplarla Söğütözü’nün yolunu tuttuk. Üçümüzde dehşet şekilde mutluyuz.  Hem Kızılay’a gidip yorulmadık hem de çok kârlı bir alışveriş yaptık. Birbirimize ne iyi bir iş yaptığımızı anlatarak yürüyoruz.
Ö.A: Ne güzel yaa çok ucuz kitaplar, korsan da değil.
E.U: Ya korsansa bandrol (denetim pulu) yok.
Ö.A: Bandrol Uygulamasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin bilmem kaçıncı maddesinin bilmem kaçıncı fıkrasına göre bazı hallerde bandrol kullanılması eser veya hak sahiplerinin isteğine bağlıdır. Bu kitaplarda da bandrol kullanılmasına gerek yok. Bunlar korsan değil.
F.Ç:  Ohaaa nasıl biliyorsun bunları.
Neyse döndük evimize bir güzel de okuduk kitapları. Saman kâğıda basılı, cildi kötü olsa da çok karlı bir alışverişti, halimizden çok memnunduk. Kitapların nitelik olarak kalitesizliği kapaklarından belliydi. Bizi üzen tek nokta buydu. İleride hoca olunca modern edebiyat dersleri verirken bu kitapları kullanamazdık. Firdevs hocanın kitaplarını düşündük sonuçta hepsi kaliteliydi. Hoca olunca yenilerini alırız diye düşündük.


Derste sunum yapmamız gerekiyordu. Fatma’nın sunumu ilk sunumlardandı. Samipaşazade Sezai’nin Küçük Şeyleri’yle ilgili bir sunum yapacaktı. Kitabı okudu, hazırlandı. Her şey yolundaydı. Fatma kitaptaki hikâyelerle ilgili sırasıyla değerlendirmelerde bulundu. Kitaptaki yedi öykü bitmişti. Sunum bitti diye düşünüyorduk. Hoca son değerlendirmeleri yapıyordu  ama Fatma sunumu bitirmemişti.
F.Ç: Hocam devam edeyim mi? Mesnevi’den Seçmeler kaldı.
F.C.Y: (şaşırarak) Şaka yapıyorsun değil mi Fatma?
F.Ç: (anlatmaya hazır, şaşkın) Evet hocam ya saçmalamışlar buraya Mesnevi’den Seçmeler diye bir bölüm de eklemişler tabii anladım kitapla alakası olmadığını. J
Anlamamıştı işte nasıl anlasındı? Dersten sonra üçümüz oturup parıltı yayıncılığa şikâyet maili attık ama gönderemedik, üzerindeki adres yanlıştı.
Bir anımız veya hatıramız da böyle geçmişti…




7 Ekim 2012 Pazar

Çaresiz Anlar, Sınav, Yalnızlık ve İngilizce: ÜDS


Efendim, bildiğiniz gibi bugün Ösym’nin müdavimi olduğumuz sınavlarında biri vardı yine: ÜDS. Açılımını şu ana kadar hiç merak etmemekle birlikte başvuru yaparken

“Baba bankamatikten yatırıyorsun, TC numaramı gir, ÜDS’yi seç.” dediğimde babamın,
“Açılımı ne bu sınavın?” 
demesiyle öğrenmek zorunda kaldım.  Her ne kadar açılımına gerek olmadığını babama anlatmaya çalışsam da babam bu tür şeylere önem verirdi. İnternetten bakıp 
“Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı”ymış dedim. 
Babam başta bi işkillendi, geçiştirmek için uydurduğumu düşündü ama internetten baktığımı öğrenince ikna oldu. İsmi biraz tuhaf olduğundan da  bu sınavdan “Bizim kızın girecek olduğu İngilizce sınavı” olarak bahsetti.

Her neyse efendim, sınavdan iki hafta önce çalışmaya başlayacağımı düşünüp kitabı masaya çıkarmamın üzerinden baya zaman geçince “Ya geçmiş senelerin sorularına bakayım en azından.” dedim.  Toplamda 5(beş) sınavın çıktısını alırken de içimden bir his bunu asla çözemeyeceğimi söylüyordu. Nitekim öyle de oldu. Dün akşam, en son 4 sene önce hazırlıkta gördüğüm gramer konularına bakayım demiştim. Sonra uykum geldi, “Neyse yaa, sabah erkenden kalkıp bakarım.” dedim.  Sabah ise “Sınav sabahı ders mi çalışılırmış?” diyerek uyudum.

Saat 7.15
Alarmım çaldı, uyandım. 15 dakikada hazırlansam sonra da sandviç falan yapsam –aç aç kafam çalışmaz sınavda, okulun yanında da kahvaltı yapacak yer yoktur-  dedim.

Saat 7.45
Sandviç yaptım, kuru kuru yenmez diye bir de çay salladım. Fatma bunu görünce şaşırdı mı sevindi mi anlamadım. Uyku sersemiydi herhalde. Fatma’ya hadi çıkalım dedim.

Saat 7.55
Otobüs durağındaydık. 339 hemen geldi. Şimdi sınav gözetmenleri bile gelmeden 8.15’te orda olacaktık ve 9.30’a kadar bekleyecektik. Ama olsun, işimizi garantiye almıştık.

Saat 8.10
İki durak kala bütün tedbirliliğimizle “Oh çok iyi erkenden varıcaz.” diyorduk. Fatma sınava giriş belgemle kimliğimi bana vermek için çantasını açtı ve korkunç gerçekle karşılaştık: Onları almayı unutmuştuk! Ben masanın üzerine koyduğum bu iki hayati belgeyi Fatma’nın alıp çantaya koyduğunu düşünürken, Fatma da benim aldığımı düşünmüştü. Ve masanın üzerinde kalmıştı.

Saat 8.15
Fatma otobüsten indi, ben ise okula gitmeye devam ettim. Fatma evrakları yetiştirene kadar ben de güvenliği oyalayacaktım. Evet, bu düşünce çok saçmaydı o yüzden hiçbir şey yapmadım. Endişe ile Fatma’yı bekledim.

Saat 8.30
Fatma henüz gelmemişti.

Saat 8. 33
Saate bakalı sadece 3 dakika olmuştu. –Üfff bir de saatle gelmiştim sınava, neyse.-

Saat 8. 40
Saat 9’a gelene kadar saate bakmama kararı almıştım.

Saat 8. 45
Fatma karşımdaydı! Sarıldım, nasıl geldin bu kadar çabuk dedim. Taksiye binmiş, taksiciye çok acil yetişmemiz gerekiyor demiş. Taksici de tıpkı filmlerdeki gibi bir sahne yaşadığı için çok mutlu olmuş. Basmış gaza. Ben de Sivaslıyım demiş.-Bu konuya nasıl geldiklerini hiç bilmiyorum.-

Saat 8. 55
Fatma’nın getirdiği keki yedim, o hengamede kek alıp gelmiş. -Canım benim yaa…-

Saat 9.00
Girişte bir tane polis beni aradı. O kadar inceleyince ben de kendimden şüphelendim, kendimden emin olmak için diğer polise de üzerimi arattım. Olur ya gizli gizli bir kopya girişiminde bulunurum. Bir şey çıkmayınca içim rahatladı. Kendime güvenmeyi öğrendim. Sandığım kadar kötü birisi değilmişim dedim.

Saat 9.05
Sınav salonundaki görevli önce kimliğimdeki, sonra başvuru belgemdeki fotoğrafıma ve en son da bana baktı. Üçü arasında herhangi bir benzerlik bulamadı. Beni bir müddet bekletti. Tekrar kendimden şüphelenmeye başladım. Sonra yine inceledi. Bana sırıtarak
“Çok değişmişsin.” dedi. Başkasının yerine sınava girmeye çalıştığımı ima ediyordu sanırım. Ama ben laf sokmayı anlamayarak:
“Ay di miiii, kısa saçlı halim J Hiç yakışmıyor bana… J”  dedim. O an bu saçma açıklamamla kendimi salak durumuna düşürdüğüm –daha kötüsü belki de gerçekten öyle olduğum- için kendimden tiksindim.

Saat 9.15-12.00
Bu süre zarfında sorulardan daha çok kafamı meşgul eden iki konu vardı:
İlki bir tane kamera sınavı kayıt altına alıyordu. Niye alıyordu? Fazla dikkat çekmemek için görevlilere bunu sormadım.  Rahat rahat esneyemiyordum bile, ama çok uykuluydum. Tam esneyeceğim sırada kamerayla göz göze geliyorduk. Şu an ne kadar çirkin çıktığımı düşünüp başımı eğiyordum.

İkincisi ise sürekli şüpheli davranışlarda bulunuyordum. Sanki ben Öznur değilmişim de onun yerine sınava giriyormuşum gibi ürkektim. Kimliğimi ters çevirmiştim, böylelikle sürekli gelip geçen görevli, fotoğrafımı görmeyecekti. Sonra bunun şüpheli bir davranış olduğunu düşünüp tekrar ön yüzünü çevirdim. Sonra yere düşürdüm, iyice dikkat çektim. Hep gergindim. Sonra korkulacak bir şey olmadığına kendimi ikna ettim. Ben Öznur’dum bunu biliyordum.  Sınavın sonlarına doğru içim rahatlamıştı.

Saat 12. 05
Sınavdan çıktım. Çok iyi geçmişti, 90 bekliyordum. Geçen defa da beklemiştim, 68 almıştım. Olsun. Bu iyi geçti. Salonun kapısındaki yazı: “Bu sınav salonundaki Ösym’ye ait sınavlar kamera ile kayıt altına alınmaktadır.” Bu açıklama hala “Niye?” sorumun cevabı değildi.

Saat 12.30
Dolmuşa bindim, Armada’ya geldim. Üzerimde cüzdan, telefon, hiçbir şey yoktu. Kağıt param vardı sadece. Bütün yalnızlığım ve savunmasızlığımla markete girdim. Kasiyer elimdeki Ösym paketini görünce “Bugün sınav mı vardı?” dedi. Sinirlendim. Ben neler çekmiştim o sınava girene kadar, kadının haberi bile yoktu. Sonra da “Niye olsun ki?” diyerek kendimi sakinleştirdim.

Saat 13.00
Yurttaydım, telefonuma ve cüzdanıma ve de en önemlisi arkadaşlarıma kavuşmuştum.” Ösym insanları yalnızlaştırıyor bu umarsız dünyada… Martı seslerini bile duyamıyoruz rıhtımlarından İstanbul’un” dedim uzaklara bakarak. -Umarsız, martı, rıhtım ve İstanbul kelimelerine dikkat.- Sonra da saçmalamayı kesip günlük yaşantıma geri döndüm.

1 Ekim 2012 Pazartesi

339 Sıhhiye Otobüsü ve Muavin Tipolojisi

Özet
Bu araştırmada 339 numaralı belediye otobüsünden yola çıkılarak muavin tipleri incelenmektedir. Öncelikle bu incelemede yolcu bakış açısı esas alınarak 3 ana başlık altında oluşturulmuştur. Her üç başlık fiziksel ve psikolojik boyutuyla ele alınmıştır.

Abstract
In this research, departing from 339 number's of municipal bus, typology of blue helper is taken up. First of all, in this research, while the travellers' point of view is based on, the subject is taken up under the three main titles. Every three main titles have physical and psychological properties. They are all taken to the hand.

      Anahtar kelimeler: 339, belediye, muavin
      Key words: 339, municipary, blue helper
      Bu çalışmada öğrenciden alınan ücrete göre paso olmadığı halde öğrenci ücreti alan muavinler, paso olmadığından ağzının içinde söylenerek öğrenci ücreti almayı kabul eden muavinler ve paso olmadığından tam ücret alan muavinler olmak üzere 3 ana başlık altında sınıflandırılmıştır. 

1.Paso olmadığı halde öğrenci ücreti alan muavinler

        Bu muavin tiplerine 8.35- 8.40'da Söğütözü- Sıhhiye güzergahında, 18.20'de ise Sıhhiye köprüsünde rastlanır. Sabah saatlerinde görülen muavinlerin genel özellikleri 70 kg'nin altında, esmer(beyaz insandan 3 ton daha koyu) olmalarıdır. 18.20 otobüsünde görülen muavin ise diğerlerinden farklı olarak biraz daha göbeklidir.(düşük bel pantolon giyen ince belli çocuğun iki kat göbekli hali) her ne kadar farklılıklar olsa da esmerliklerinden ödün vermezler.
         Yukarıda verilen özellikleri barındıran muavinlere öğrenciler özellikle de pasosu olmadığı halde öğrenci ücreti ödeyen öğrenciler çok saygı duyarlar. "Abi şurdan bir öğrenci alır mısın? " denildiği zaman yukarıda belirtilen muavinler paso sormazlar, kafalarını kaldırıp da yolcuyla muhattap olmazlar. Sessizdirler, cereyandan etkilenirler, usulca yaklaşıp hiçbir şey söylemeye gerek duymadan camı kapatırlar ve metal kordonlu saat takarlar.


2.Paso olmadığından ağzının içinde söylenerek öğrenci ücreti almayı kabul eden muavinler

       8.40'dan sonra Söğütözü- Sıhhiye güzergahında rastlanır. Tam olarak saatini belirlemek zordur. Genelde geç kalındığında saate bakmaksızın bu otobüslere binilir. Bu muavinler daha önce belirtilen 1. Tipolojiden taban tabana zıt özellikler gösterirler. Geneli 85 kg ve üstü olmakla birlikte beyaz (omo beyazı) tenlidirler. Göbekleri vardır. Açık mavi veya açık pembe renk gömlek giyerler. Asla kısa kollu gömlek giymezler. Onun yerine uzun kollu gömlek giyip kollarını kıvırırlar. En etkileyici özellikleri ise iş bitirici olmalarıdır. Geç kalındığında otobüsün arkasından Afrika yerli kabile dansı gibi kolunuzu bacağınızı oynatarak koşmaya gerek yoktur. Onlar her şekilde otobüse yetişmeye çalışan bir vatandaşı farkederler. Soluk soluğa yanına varıldığında üzerinizden espiri yapmayı ihmal etmezler fakat nefes nefeselikten bir şey duyulmaz. Yalnızca onların ağzının yana kaymasından farkedilir bu muzip yanları.  "Abi şurdan bir öğrenci alır mısın?" denildiğinde bu tip muavinler hemen paso sorarlar. Pasom yok, daha çıkmadı şeklindeki bir bahaneye sıcak bakmazlar. Ağızlarının içinde söylenirler. Göz göze gelmeden otobüsün arka tarafına bakarak hızla muavinin önünden geçildiği takdirde tam ücret ödemeden günü kurtarabilirsiniz.


3.Paso olmadığından tam ücret alan muavinler

       8.05-8.20 sularında Söğütözü- Sıhhiye güzergahında rastlanır. Yukarıda bahsedilen muavin tiplerinden en tehlikeli olanı bunlardır. Diğerlerine nazaran daha yaşlıdırlar. (+40) hiçbir zaman yolcuyla göz teması kurmazlar. Göz torbacıklarının altından bakarlar. "Abi şurdan bir öğrenci alır mısın?" denildiğinde 2.tip gibi paso sorarlar. Bahane ne olursa olsun asla kabul etmezler. "Pason yoksa tam ücret vereceksin" derler. O saatten sonra yapılacak bir şey yoktur. Muavinin üstünlüğü ve de hatta hakimiyeti söz konusudur. Usulca parayı verip yer varsa oturmak gereklidir bu durumda.  Ayakta kalındığında ve boş yer olduğu halde oturulmadığı durumda yolcuya yaptırım uygulamaktan çekinmezler. Yolcuya düşen görev ise itaat etmektir.

        Sonuç olarak, kimseye beddua etmek istemiyorum ama muavinler bir paso yüzünden günlük rızkı 10tl olan öğrencinin kalbini kırdıkça koltukaltlarında cinayet işlemişçesine meydana gelen ıslaklık ve otobüs camlarında insan kafasının yağı eksik olmayacak.