Kuleyle konuşmak ne demektir? Önce bu sorudan başlayalım. Normalde doğrudan irtibatta olmadığımız ve bize hizmet sağlayan kişilerle doğrudan iletişime geçtiğimiz o eşsiz durumların adı "kuleyle konuşmak"tır. -bizim literatürümüzde-
İlk kuleyle konuşan kişi olduğum için bu yazıyı ben kaleme alıyorum. -kaleme almak: çok büyük bi iş yapıyormuşum gibi hissettim, yazıyorum deseydim böyle olmayacaktı.- Bir gün, değerli bir hocamız bizi "Arap Konferansı"na davet etti. Daha önce "10. Dil, Deyiş ve Yazın Sempozyumu" na yapılan davet gibi, buna da yine koşa koşa gittik. Nedense "bu tür" işlerde hep biz çağırırlar, sağolsunlar. Adını bile tam anlayamadığımız birçok "bu tür" faaliyete katılmışlığımız var.
Arap Konferansı okulun konferans salonunda oldu. Her yerde bir sürü Arap vardı, ben Arapları severim. Yani millet olarak bir sorunum yok kendileriyle. Ama o karlı, buz gibi Ankara havasında dışarda sevinç içinde koşturup, birbirlerine kar topu atıp sürekli fotoğraf çektirmeleri sinirlerimi bozmuştu. Arkadaşımın -Fatma- cümlesi beni korkuya düşürdü:
-Şimdi münasebetsiz Arabın biri eğlence olsun diye bize kar topu falan atmasın...
Kar Oynayan Araplar
Bunu düşünmekte haklıydı, çevremizde bir sürü insan sevinçle kar topu oynuyordu. Biz ise sinir ola ola, soğuktan donmuş bir şekilde bir an önce konferans salonuna yetişmeye çalışıyorduk. Allah'tan kimse bize bulaşmadı, bulaşsalardı bu gerçekten hiç eğlenceli olmazdı.
Konferansa gelelim. Konferansın resmi dili Arapçaymış. Biz de o dönem Arapça alıyoruz ama "Ene asifun cidden ale-t'tahiri" (Geç kaldığım için özür dilerim.) demekten başka pek bir şey bilmiyoruz. (Arapça dersi 8.30'daydı da...) Ama bir arkadaşım -Esma- Arapça espri yapabilecek kadar işi ilerletmişti. "İsmii Esmaa" diyordu, Araplar basıyordu kahkahayı. Esma bildiğiniz gibi "isimler" demek ve "İsmim isimler" cümlesi Araplara bu yüzden komik geliyordu. Konferans başlarken çeviri yapılacağını duyup rahatladık. Kulaklıklarımızı aldık, yerlerimize oturduk.
Açıkçası konular benim çok ilgimi çekmemişti. En son Arap coğrafyasında yayınlanan Türk dizilerinden de bahsedilince kulaklığın kumandasını incelemeye başladım. Kumandada seçenekler vardı, İngilizce, Arapça ve Türkçe. Zaten Türkçe dinliyoruz. Arapçaya bastım ses gelmedi tabii, neyi çevirecekler zaten Arapça konuşuyorlar. Sonra dedim ki:
-Olum kafanı çalıştır, zaten konferansı dinlediğin yok. İngilizce çeviriye bas da bari listening'in gelişsin. Yanımdaki iki arkadaşıma da bu fikri söyledim. İstiflerini bozmadılar, galiba uyuyorlardı.
Bu dahiyane fikrimi hayata geçirmek için İngilizce tuşuna bastığımda önce kısa bir sessizlik oldu. Sonra çevirmen İngilizce'ye çevirmeye başladı. Bir iki cümle çevirdi ve sustu. Ben de çevirmenlerin bulunduğu kabine baktım. O sırada kulaklıktan bir ses duydum:
-Do you listen to me?!
Ne yapacağımı şaşırdım. Hiç birşey yapmadım, hemen önüme döndüm. Adam tekrarladı:
-Do you listen to me?
Ben kısık sesle ve korkuyla "yeeeess" dedim ama adam tabii ki bunu duymadı. Hemen dil ayarını değiştirip Türkçe yaptım.
Yanımdaki arkadaşımı dürttüm. "Esma, bu adam bir şeyler diyor, Fatma bir şey dedi bu adam." dedim. Esma "Çeviri yapmıştır sen anlamamışsındır."dedi. "Do you listen to me?" dedi sonra da çevirmeyi bıraktı." dedim. Fatma:
-Olum sen kuleyle konuşmuşsun bildiğin dedi.
Evet kuleyle konuşmuştum. Konferans bitiminde ise kulaklıkları bırakıp hızlıca oradan uzaklaştık.
Kule