Üniversiteyi bitireli 5 ay olmuştu. İş başvurlarında bulunmuştum ama sonuç
alamamıştım. Eve dönmeye karar verdim. İlk başta yıllardır ayrı olduğum ailemle
birlikte tekrar yaşama fırsatı bulacağım için çok sevinmiştim. Hepsi zaten birkaç ay sonra da olsa iş bulacağımı
varsaydıkları için buna üzülmeyip eve geldiğime sevinmişlerdi. Haklı
gerekçeleri de vardı. Üniversite
tercihlerimi yaparken geleceğin mesleklerinden olarak bilinen “biyomedikal
mühendisliği” ni yazmıştım, yetmemişti genetik mühendisliğinden çift anadal
yapmıştım. Herkes benim iş bulmada duble şansımın olduğunu düşünüyordu; oysa
ben duble işsizdim. O zamanlar buna bir
tek ben üzülüyordum, diğer herkes 3 bin TL maaşlı işleri beğenmediğim için eve
geldiğimi düşünüyordu.
İlk bir hafta misafir gibiydim, annem masayı toplarken
yardım etmemi bile istemiyor “Sen otur kızım ben yaparım.” diyordu. “Olur mu
anne, ben de götüreyim bir şey…”
Bir ayın sonunda ailem, üniversite zamanlarımdaki ayrılığı
yok saymışlar; sanki yıllardır onlarla orada yaşıyormuşum gibi bana
alışmışlardı. Artık ev işleri yapıyor, kardeşimi hastaneye götürüyor, konu
komşunun ilaç reçetelerine bakıyordum. Tek reddettiğim şey iğne yapmaktı. Tıpla
ilgili bir şey okuduğum için annem “Gülnihal Teyzen geldi bak, iğnesi varmış.
Hadi gitmesin kadıncağız ta sağlık ocağına kadar…” diyordu. Birkaç defa sertçe
reddedince artık bu gibi tekliflerden vazgeçmişlerdi.
Ben ise evdeki hayatıma alışmanın yanında hala işsiz olduğum
için kaygılanıyordum. Arada bir annemin ve babamın “Kızım döndüler mi bir
yerden?” sorularına “Daha dönmediler ama birkaç yerden çok ümitliyim, onları
bekliyorum.” diye cevaplar veriyor ama süre uzadıkça da dönmeyeceklerini
anlıyordum.
Gelmemin üzerinden 5 ay geçmişti. Artık bizimkilerin beni iş
bulamadığımı düşünmeye başladıklarını görüyordum; çünkü her konuşmanın sonu
benim ne zaman iş bulacağıma varıyordu. Bir gün zaten stresli olan ben babama
sert bir çıkış yaptım: “Ya sorup durmayın şunu artık, ben biliyor muyum ne
zaman döneceklerini? Sizin gibi bekliyorum ben de. İşsiz kalacak değilim ya,
iki bölüm bitirdim. Üstüme geleceğinize biraz sabretmeyi bilin!”
Baban bunun üzerine “İki bölüm bitirdim diyorsun diyorsun,
hiçbir yerden dönen yok. Ben sana endüstri yaz dedim. Bak Selim Amca’nın kızı
Vestel’de işe başlamış. 6 aydır
burdasın, ses çıkarmadık.” dedi. Bunlar sadece dedikleriydi, bir de demedikleri
vardı. Gitme vaktimin geldiğini anlamıştım.
O günden sonra iyi kötü demeden her türlü işe başvurmaya
başladım. Koşullarına bakmıyordum bile. Tek derdim evden gitmekti. Geçici
olarak çalışıp, sonra işimi değiştiririm diyordum. Yeter ki evde oturmayayım.
Başvurduğum pozisyonlar arasında “ilaç tanıtım elemanlığı”
gibi yerler de vardı. Bunların birkaçından cevap geldi. Ankara’ya dönüş zamanı
gelmişti. Aileme gideceğimi söyledim. Şartları arasında “lise mezunu olma”nın
bulunduğu yani bırakın çift anadalı, üniversiteye gitmemi bile gerektirmeyecek
bir iş bulmam tabii ki onları mutlu etmemişti. Geçici olarak bu işi yapacağımı
söyleyip onları da ikna ettim. Kimseye
işimden bahsetmiyorlardı, “Ankara’ya iş görüşmelerine gidecek.” diyorlardı.
Ankara’da nerde kalacaktım? Asgari ücretim ev kirama ve
geçimime yetmeyecekti. Aklıma Aslı geldi. Seneye mezun olacaktı ve 2
arkadaşıyla birlikte bir evde kalıyordu. En azından kirası uygun olan bir ev ya
da yanında kalabileceğim bir arkadaş bulana kadar onda kalabileceğimi düşündüm.
Aradım, bir hafta falan kalıp kalamayacağımı sordum. O da ev arkadaşlarına
sordu, sorun değil demişler. Hemen ertesi gün, yani Cuma günü yola çıktım.
Ankara’yı özlemiştim, Bahçeli’yi, Tunalı’yı Kızılay’ı…. Hafta
sonu Aslı ve onların arkadaşlarıyla, benim Ankara’da bulunan arkadaşlarımla,
onunla bununla gezdik. Sonra pazartesi geldi, işe başladım. Bir taraftan işe
alışmaya çalışıyor bir taraftan da kendime göre bir iş bakıyordum. Ama her
defasında olumsuz cevap almak ve her firmanın iş tecrübesi istemesi beni
çıldırtıyordu.
Aslı ve arkadaşları önce “komik kızmış yaa…” olan düşünceleri
“ne zaman gidecekmiş yaa…”ya dönüşmüştü. Bunu hissedebiliyordum. Başta salonda
gülmekten kırılıp geçtikleri esprileri artık soğuk bir gülümsemeyle
karşılıyorlar, hemen odalarına çekiliyorlardı. Ben de salondaki tek kanepe
üzerinde olan berbat yaşantıma devam ediyordum.
Aslı da arkadaşlarına mahcup oluyordu, iki aydır
salonlarında kalan kişiden o da rahatsızdı ama her konuştuğumuzda asgari
ücretle yaşamanın ne kadar zor olduğunu ve hala bir iş bulamadığımı ona
anlattığım için bir şey diyemiyordu. Onlara da kızacak durumum yoktu, annem
babam bile 6 ay sonra mırın kırın etmişlerdi.
Çıkmazda olduğumu görüyordum. Ailem de yine sürekli arayıp
kendime göre iş bulup bulamadığımı soruyordu. Üzülüyordum ama bu defa iş
bulacağım ümidi yoktu.
Bir gün her şeyi açıkladım: “Baba biyomedikal de genetik de geçeğin
mesleği değilmiş, benki daha uzak bir geleceğin. 2013’ün değil, 2113’ün. Ben iş
falan bulamıyorum, eğer 5 yıllık tecrübem olsa belki bir şansım olurdu ama
mezun olur olmaz nasıl tecrübem olabilir ki… Artık burda da kalmıyorum, Aslı da
arkadaşları da rahatsız. Ne yapıcam ben?!”
Babam, canım babam üzüldü. Bana liseyi bitirdiğimde daha hiç
üniversiteye başlamadan yaptığı teklifi yineledi “Kızım gel bizim marketin
başına geç, bak bizi bunca sene geçindirdi. Ben zaten senenin sonunda emekli
oluyorum. İşletirsin, ilerde evlenince bakarsın şartlar değişir bırakırsın.
Belki başka bir şey yaparsın.” Babam oldukça realistti. Eve döndüm. 2 senedir
marketi süpermarket yapmaya çalışıyorum.
Dün Aslı aradı, eve ilk döndüğümde market işletme fikrimin
şaka olduğunu düşünmüştü. Biraz konuştuk, ne yaptığımı sordu. “Süpermarket
işletiyorum işte, aynı.” dedim. Şaşırdı,
güldü. “E niye okudun o kadar zor iki bölümü üniversitede?” dedi. “Hiç, genel kültür.” dedim. “Hem burada konu
komşuya iğne falan yapıyorum, bazen tansiyon ölçüyorum; faydam dokunuyor."
“Genel kültür…” dedi. Güldü. Ben de güldüm.






.jpg)

