13 Ocak 2013 Pazar

BU İŞTE BİR TUHAFLIK VAR


Tobb Etü-Bahçeli servisi esrarengiz bir şekilde yolcularıyla birlikte kaybolur.

Korku, ölüm, fragman tarzı şeyler, felaket, şiddet, çığğlıııkkk
Dın dın dırı rırın-dırı rın dırı rırı-rın dın rırı rırın (http://www.youtube.com/watch?v=Vylp4uMX1Os)

Fatma:  Biz her yere yürüyerek gidiyorduk çok efendiydik aslında.
Öznur: Zaten 5 yıldır bu okuldayız servis saatlerini de duraklarını da bilmeyiz. Herkes nasıl biniyor da gidiyor hayret bir şey!
Fatma: Hep Esma'nın yüzünden
Esma: Üff bi susun! Anlamadığım şey, herkes  servisle gidip geliyor da siz niye bu kadar korkuyosunuz?
Fatma: Bi git Allah aşkına al kaybolduk işte, anlamadığı şeymiş. Anladın da ne oldu sanki

Kavga, saç baş, tırnak, kırışmış saç teli, iğne

Öznur:  Tamam, durun az sakin olun. Mantıklı düşünmeliyiz. Bu işte bir tuhaflık var, hemde büyük bir tuhaflık…

Tuhaflık, Fatma'nın gülümserken zorla yanağında oluşturmaya çalıştığı gamze çukurundaydı.

Fatma: Şok şok şok birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde...
OLDUKÇA YÜKSEK VE YIPRATICI BİR SES:  offff fotmo git başumdaan hafff paff uğraşamayacağum senle!
Öznur: Belleğimin kuytularından Uğur çıktı ve ağzının payını verdi. :)
Fatma: Uğur yaa hey Allah'ım bilincimizin derinliklerinde nasıl bir yer ettiyse kıkırkıkırkıkır J
Esma: Yeter ya ne pis geyiğiniz varmış.  Kaybolduk ya kay-bol-duk(heceleyince daha bir ciddi olduğunu düşünerek) diğerlerinin hayatta olup olmadığını bile bilmiyoruz.
Öznur: (Uzaklara bakarak) Evet, diğerlerini bulup birlikte yaşam mücadelesi vermeliyiz.
Fatma: Hava da kararmaya başladı. Esma acilen yiyecek bir şeyler yapman gerek. Yoksaaa...

Kişiyi fakir hissettiren müzik (http://www.youtube.com/watch?v=nfyOEFalMoc)

Tuhaflık, o hengamede Öznur'un bu müziği ağzıyla çıkaracam diye sesleri eğip büküp sonra kulaklarına değecek kadar yayvan hale getirişindeydi.

Fatma: Anaaa çantamda tonbalıklı sandviç ve ayran vardı. O bizi belki bir kaç saat idare eder.
Öznur: Yuhh sen bizden gizli gizli sandviçlere para mı veriyorsun?

Tuhaflık, Can'ın mezuniyetinde bedava dağıtılan sandviç ve ayranı Esma'nın mezun oluyormuşçasına heyecanlanıp sevinçten yiyemeyişindeydi.

Esma: Yenmez o beee, en azından önünden bir çorba yapmamız lazım.
Öznur:  Esma, aferin. Kız sana çantamda yıllanmış sandviçim ve ayranım var diyor sen de tek başına yenip yenemeyeceğini mi sorguluyorsun?
Fatma: Tamam Öznur ya ortam zaten gergin. Ben çıkar bir kaç bitki toplarım şimdi. Çaaaat, hıh şurdan bir çubuk kesiyim ki gülmeyin kızım mağara resimlerinde de var ya toplayıcılık için iyi olur. (Çubuğun ötesini berisini düzeltip yan tarafa artistçe bir tükürük savurarak)Yanına salata yaparsak yeter bence. (Ayağa kalkar) Öznur'u sana, seni de Allah'a emanet ediyorum Esma. Fazla geçikmem hemen gelirim.
Öznur: Iyyy sizden nefret ediyorum.

Tuhaflık, Fatma'nın hemen doğal yaşam moduna girip hatta baya da bir alışıp kamuflaj olacam diye kendini toza toprağa bulayışındaydı.

2 saat sonra…

ADLARINI ÖĞRENMEYE BİR TÜRLÜ FIRSAT BULAMADIĞIMIZ DEV SAÇLARINI KAFALARININ BİR TARAFINDA İSTİFLEYEN UZUN BOYLU TOBB ETÜ KIZLARI: Seniye hanım bunları da buraya yığıyoruz eğer sizin için uygunsa
SENİYE HANIM: Daha fazla ot yığmalıyız. Belki bizi bu şekilde farkedebilirler değil mi Öznur Başkan?

Fatma: (Bir hayli şaşırarak)Yok artık Esma. Yuh sana Öznur. Yalnız bırakmaya hiç gelmiyorsunuz kızım. Siz ne ara lider oldunuz da uzun boylu, güzel kızlara hükmeder oldunuz hı söyleyin bana? Tamam hadi diyelim ki lidersiniz. Kendinize daha iyi bir liderlik ismi seçemediniz mi ? Öznur Başkan ve Seniye Hanım ney ya :)
ÖZNUR BAŞKAN: Üzülme Fatoş, senin de yapabileceğin bir şey yok. Bazı insanlara Allah liderlik vasfını doğuştan verir. Sonuçta bu mücadelemiz bir ekip çalışması olmalıydı. Yöneten yönetilen ilişkisi yani.

Tuhaflık, Fatma'nın kendi yazısında bile başrolü oynayamayışındaydı. Ezik yaaa

ADLARINI ÖĞRENMEYE BİR TÜRLÜ FIRSAT BULAMADIĞIMIZ DEV SAÇLARINI KAFALARININ BİR TARAFINDA İSTİFLEYEN UZUN BOYLU TOBB ETÜ KIZLARI: Efendim, kendini Emre Erginim ben diye tanıtan bu beyefendi iki saattir bizlere milattan sonra 2013 yılından geldiğini tekrarlayıp duruyor. Ne demek istediğini anlamadık. Size getirmeyi uygun bulduk.
ÖZNUR BAŞKAN: Merhaba öğrenci, biz zaten 2013'teyiz neyin kafası bu
SENİYE HANIM: Tatlım (o tür kızlara uyan tek seslenme efekti) biz öyle birini tanımıyoruz ki konuş yabancı kimsin sen?
Fatma: Kızım şaka mı yapıyorsunuz? Emre Erginim ben demiş ya işte. Kızlar siz de neyini anlamadınız Allah aşkına?

Tuhaflık, Emre Ergin’in ıssız bir adaya düşüldüğünde mutlaka yanında bulunması gereken 3 kitapla birlikte kayboluşundaydı.

EMRE ERGİN: (bağırarak) Kelimeleri tutuyor ve ardarda sıralıyordun. elçiydi onlar. senin parçalarını taşıyorlardı, sen dediğin şey de bir üretimdi, yine de durmuyordu hiçbir şey. her şey sen daha onları tanımlayamadan değişiyorlar ve tanımlanması yıllar sürecek saniyelerle doluyordu etrafın.
ÖZNUR BAŞKAN: -bütün bunlar da ne demek oluyor?
EMRE ERGİN: -ben aklınım senin. kendini anlatmanın binbir türlü yolu var sanıyorsun. (http://kagitsizlik.blogspot.com/)
SENİYE HANIM: üff tamam bu kadar yeter! Ne dediği anlaşılmıyor bile. Oğuz Ataylar hariç diğer kitaplarını  hemen yok edin.
ÖZNUR BAŞKAN: Kızlar kitapların sayfalarını düzgün bir şekilde yırtıp Fatma’nın kestiği çubuklara takın. İlgi çekici olur. Bir an önce kurtulalım şurdan. Hadi biraz daha çaba.
                Tuhaflık, Esma’nın Oğuz Atay kitaplarını fırın kağıdı yapmaya kıyamayacak kadar çok sevişindeydi.
EMRE ERGİN: Bak Fatma. Hepiniz yanılıyorsunuz. Siz aslında kaybolmadınız. Bunların hepsi kurmaca. Gidin, dönün yurdunuza mı evinize mi, artık nerde kalıyorsanız. Rezil ediyorsunuz kendinizi.
Fatma: Tamam hıhı döneriz. Olmadı öyle yapalım. Bizim niye aklımıza gelmediyse? Tamam, bi sus. Others mısın nesin ya garip garip. (oturduğu yerden toprağı eşeleyerek) Zaten beni lider yapmadılar.
EMRE ERGİN: Bilmiyorum ki bana inanman için ne yapmalıyım?
Fatma: Herhangi bir şey yapmana gerek yok nasılsa inanmayacağım. Dur yaa. Yemin et o zaman. Hadi etsene yemin.
EMRE ERGİN: Tarık’ın en çok sevdiği nesne olan Borcamın ve Adıyaman Çiğköftecisi Ömer Bulak’ın üzerine yemin ederim ki bunların hepsi senin uydurman. İnsanların ödevleri var vizeleri var. Bizleri getirdiğin yetmiyormuş gibi uzun kızları da getirmişsin. Hepimiz yorulduk. Bari bırak da ben gidiyim.

Tuhaflık, doğum günü hediyesi olarak Tarık’a alınan borcamın innovasyon ödülü alışındaydı.

Annem: Kalksana hadi. Tatile geldi ya yatacak şimdi öğlene kadar. Saat 8 oldu. Ekmek almaya gitmemek için ölü taklidi yapıyor bak hele şuna. Tamam kalkma, koskoca kadın ben gidiyim ekmek almaya. Utanma da kalmamış.

Tuhaflık, annemin “akşam yatmak bilmezler sabah kalkmak bilmezler” diyen nesilden oluşundaydı.

Ben: (Üzerimden atılan yün yorganın ağırlığından kurtularak) anne rüyamda milattan sonra 2013 zaman diliminde sıkışmıştık. Ama kafam çok ağrıyo. Kafamın üstüne yatmışım demek ki kafam komple uyuşmuş be. O değil de rüyamı anlatsam nerden baksan 4 sayfa sürer ha. Gerçi rüyam sahih değil heralde. Niye biliyor musun anne? Adıyaman çiğköftecisinin adı Ömer Bulak değil, Ömer Aybak’tı.
Annem: İyi, git de ekmek al.

Tuhaflık, annemin anlatılanlardan zerre kadar etkilenmeyişindeydi.

Ama en büyük tuhaflık, “Bu resmin olmadığı yerler şubemiz değildir.” diyen çiğköfte reklamıydı.


3 yorum:

  1. kaybolma hikayesi değil mi bu ya. tiyatro usulü gerilim mi olur. hiç korkutmadı beni. püff.

    YanıtlaSil
  2. 20.yy'da okuru korkutmak :)Belki,sinemada görsel efekt ve seslerle bu mümkün olabilir.Korkutma gibi bir iddiam olmadı o yüzden korkmamışsındır

    YanıtlaSil
  3. çok zor iş cidden, ben denemiştim.

    YanıtlaSil