22 Aralık 2014 Pazartesi

Bir Minibüs Şoförünün Düşündürdükleri: Olur Öyle Şeyler

Ankara, tarihindeki en sıkıcı günlerinden birini yaşıyordu. Kış gelmişti ama kar yoktu, gelmiş ile gelmemiş arasında. Güneş, ısıtma görevinden ziyade aydınlatma işlevini üstlenmişti. Taurus Avm'nin önünde bekliyorum, aydınlık,soğuk,üşüyorum ama yanımdaki insanlara göre daha mutluyum. Evet, bunu farkediyorum, rahatsız edici bir mutluluk. Etrafıma bakındım, kendilerinden büyük marka alışveriş çantalarıyla insanları gördüm. Bu ülkenin yıllarca "Gelişmekte olan ülkeler" başlığı altında kalmasına büyük alışveriş çantalarının neden olduğunu düşündüm. Sonra acaba ressam olsam yine de minibüs bekler miydim diye düşündüm. Bu meseleye baya bir kafa yordum. Sonradan resime yeteneğim olsa zaten resim öğretmeni olurum, devlet işi ne de olsa diye düşünerek kendimi rahatlattım.

Bu düşüncelerimi minibüs bekleyen insanların yanında bıraktım ve onlardan daha önce binip, oturmasına oturamam da en azından düşmeyeceğim,savrulmayacağım bir yerde olma ümidiyle yan yan yukarı tarafa doğru yürüdüm. Üzerinde Cevizlidere,K.Pınar ve bunun yanında birkaç önemsiz yere daha gittiğini belirten tabelalı dolmuş bana doğru geliyordu. Aşti'ye giden bir minibüse binip, oradan şehirlerarası otobüs yolundan Tobb'a yürüyüp ödevimi teslim edecektim, bu yüzden o minibüse binmeyeceğimi çok iyi biliyordum. Bu düşüncelerimi şoföre belli etmek için uzaklara bakındım ve başka bir yere yürür gibi hareketlendim. Tüm bunlara rağmen minibüsle yan yana ilerliyorduk. Bu durum canımı çok sıktı. Napsam, bilemedim. Acaba Avm'ye gidiyor gibi mi yapsam diye düşünürken bir korna çaldı. Etrafıma bakındım, insanları geride bıraktığım için o kornanın tek muhatabı bendim. Yere baktım, ayağımla kaldırımı eşeler gibi yaptım, telefonu çantamdan çıkarıp sayfalarını kaydırdıktan sonra Öznur'un saçma sapan birkaç tweetini favorilerime ekleyerek zaman kazanmaya çalıştım ama nafile. Minibüsün hala tek muhatabı bendim. Kafamı kaldırıp şoföre baktım, sanırım yeterince kararlı bir duruş sergileyememiştim. Biri gelse de şu minibüse binse de kurtulsam diye hafiften evrene enerji göndermeye başlamıştım bile. Bir kez daha korna çalıp bana doğru bakınca baskıya dayanamayıp, adını dolmuş tabelalarında gördüğüm semtlere gitmeye karar verdim, ne yazık ki o dolmuşa binmek zorunda kaldım.


Gideceğim yeri söylemeden parayı uzattım, söylesem o zaman bu dolmuşta ne işin var diye sinirlenebilirdi. Ve ben bir minibüs şoförünün asla sinirlendirilmemesi gerektiğini gayet iyi biliyordum. Vitesin gerisinden kirli sakalları ve deri yeleğiyle bana baktı, ben tedirgindim, inşallah şoför bey sinirlenmez diye düşündüm. O söylemeden ne demek istediğini anlayıp cevap vermem gerekiyordu. Iki ihtimal vardı ya paranın tüm olmasına sinirlenecekti ya da gideceğim semtin adını söylemediğime. Ilki daha mantıklı geldi. En azından açıklamamı daha masum bir şekilde yapabilirdim. Tüm şirinliğimi kaşlarıma ve yüzüme yansıtmaya çalışarak "Bozuk yok maalesef" dedim korkumdan ve endişeden kıpkırmızı kesilerek. Bu yolculuğu önceden planlayıp gerekli bozuk parayı cebime koymuş olmam gerekirdi. Başını iki yana sallayarak bozuk para hazırlamaya başlamıştı ki korktuğum şeyi sordu. "Neresi?". Kitaplarımı cama yaslayarak ve Şoför Beyle göz teması kurmaya çalışarak, kafamı 45 derece açıyla büküp "şeeeey, Aşti" diyebildim. Şoför bey kafasını hafifçe kaldırıp öfkeli bir bakış attı. O anda buhar olup dolmuşun camına yapışmak istedim, yok olmak istedim, anlıyor musunuz? Çünkü şoför gazabı çok şiddetli olur. "Aşti'den Geçmez ki bu" diyerek bir yandan da para üstünü hazırlayarak mırıldandı, ağzının içinde bir iki şey söyleyerek kızgınlığını dile getirdi. Şimdi ne olacaktı? Altı üstü Aşti'ye gidecektim ya bu ne adrenalin? Biliyordum geçmediğini ama kıramadım işte seni binmiş bulundum bir kere. Avucumda paralarla "haa, pardon"  diyebildim sadece. Dolmuşta bu ana şahitlik eden herkes tedirgindi, şimdi ne olacaktı? Hala ilerliyordu dolmuş, bir kenara çekip beni indirmemişti. Herkes şoför beyin bu olgunluğunu hayranlıkla izliyordu. Sonuçta, sinirlenip, kenara yaklaşıp, minibüsün kapısını açıp, inmemi isteyebilirdi. Sağ bacağımı aşağı indirip daha sol adımımı atmama fırsat bırakmadan kapıyı kapatabilir ve bana hak ettiğim cezayı verebilirdi. Ama diyorum ya Allahtan şoför bey çok büyük bir olgunluk göstermişti.

Aynadan göz göze geldik şoför Bey'le. "Arkada yer var ilerleyelim" dedi. Rencide etmemek için "biz"li dil kullanması çok hoşuma gitmişti. "Arkaya ilerle" diye emir kipiyle de hitap edebilirdi ve
bunu asla yadırgamazdım. Kibar bir beyefendiydi belli ama arkada boş yer yoktu, yine de
sinirlenmesin diye arkaya doğru ilerledim. Kulaklığında dinlediği müziği herkese duyuran genç arka beşliden kalktı ve bana yer verdi. Oturmak istemedim, balık gibiydi. Fırında yanyana dizilmiş balıklar gibi, zaten genç yeni kalktığı için koltuk da sıcaktır diye düşündüm ve asilik yapıp oturmadım. Bana ne, şoför bey belki bu sefer sinirlenebilirdi ama ona karşı bir saygısızlık yapmadığımın farkındaydım, zaten minibüs de Brokoli gibi kokuyor.

Bu sırada dolmuş hafif hafif ilerliyordu ve hala akıbetim hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Yanımda Esma ve Öznur yok ondan. Öznur olsa ne olurdu? Değişen bir şey olmazdı. Yine şoför ısrar ettiği için binerdik dolmuşa. Merkez gibi cadde gibi bir yerde iner yemek yer, sonra indiğimiz yerin karşısına geçer ordan dolmuşa biner tekrar başladığımız sıfır noktasına dönerdik ama acayip çılgınız derdik onca yorgunluktan sonra. Esma olsa ne olurdu? Esma olsa böyle olmazdı işte. Cesur bir şekilde şoföre doğru ilerler, "ben tokum, almayayım" jesti yapardı. Esma'nın kararlılığını farkeden dolmuş şoförü ani ve alıngan bir hareketle vites değiştirip son sürat gaza basar ve uzaklaşırdı.

Tam dalmıştım ki, camın köşesine iliştirdiğim kitapların biri şiddetle yere düştü. Yine herkes bana baktı. Şoför bey aynadan bakıp müdahale edecekti ki yaşlı bir amca tüm dolmuşu sakinleştiren o açıklamasını yaptı: " olur öyle, öğrencilik, zoooor, çocuklar ne yapsın? Sınav-dershane, sınav-dershane". Yaşlı amcaya bir iki teyze de yazık yazık gibisinden acıyarak katılınca kendimi bir garip hissettim. Düşen kitabımın kırılan kenarını düzeltmeye çalışırken ben bir kere Master yapıyorum diye kimsenin anlamayacağı bir şekilde atarlandım. Neyse bu Sırada Şoför bey biraz sakinleşmiş gibiydi.

Her şey yolunda gidiyor gibiydi. Tam biraz sakinleşmiştim ki kalbim yine deli gibi atmaya başladı.  Minibüs durdu, kapısı tıslayarak açıldı, bu sefer kurtuluyorum diye düşündüm bir yandan mutluydum da aslında. Indirmedi, ilerlemeye devam etti. Tanrım daha fazla bu acıya dayanamayacağım galiba. Tüm cesaretimi toplayıp şoför beyin tahakkümünden kurtulmak için "müsait bir yerdeeee" diye bağırdım. Her zamanki gibi şoföre sesimi yine duyuramamıştım, sadece yolcular duymuştu ve yine gereksiz bir gerginlik yaratmıştım ortamda. Tekrar söylemeye dilim varmadı. Zaten şoför beyi yeterince sinirlendirmiştim. Ama tuhaf bu şekilde duymuş bu sefer sadece cevap vermek için uygun   zamanı beklemiş. "Abla, bir dur seni Karşıdan gelen Aşti minibüsüne bindirecem, ama ona para vermeyeceksin, ben söylerim, anladın mı?"  Off ne diyeceğim şimdi ben, aktarma yaptım, o yüzden para vermeyeceğim mi diyeceğim yani? Neyse tamam, teşekkürler diyerek şoför beyi geçiştirdim. Dediği yerde inip hiçbir şey olmamış gibi diğer minibüse binerim bu yükten de kurtulurum diye düşünürken karşıdan gelen dolmuşa afilli bir korna çaldı, o dolmuşta bir benzeri ritimde bize karşılık verdi. Şoför bey camı açtı, karşıdan gelen dolmuş bize yaklaştı. Koca yolda iki şerit arasında bu yakınlaşma? Benimle ilgili bir karar alınacaktı. Kafasını camdan uzatıp "bayan Aşti'ye gidecek" dedi. Bana döndü, kapıyı açtı, para verme diye son kez tembihlemeyi ihmal etmedi. Trafiğin ortasında iki dolmuş durdu, ben indim, Şoför beye "çok Sağol dev Yürekli adam" gibisinden bakış attım, o da kornasını kesik kesik öttürerek "ne demek efendim kim olsa yapardı" demek istedi. Ne iyi insanlar var diye düşünerek hülyalı bir şekilde karşıya geçerken diğer şoförün "hadi be abla" kornasıyla kendime geldim. Para verme diye tembihlemişti ama ben yine de 2,25 i uzattım bu sefer rahat bir yolculuk yapmak istiyorum, ayakta da olsa huzurlu olmak istiyordum. "Yok abla para verme aktarma yaptık seni" dedi.

Ne iyi insanlar şu minibüs Şoförleri, evet biraz sinirliler, dolmuşun yönetimi onlarda, dolmuşu tam doldurmadan mutlu olamıyorlar ama ne yapsınlar onlarda rızıklarının peşinde. Yol kenarında gördükleri her canlıya korna çalıyorlar, onlarla ilgileniyorlar, yılmıyorlar, o yolcu dolmuşa binene   kadar sabrediyorlar, karalılar... Evet benim bu adamlardan öğreneceğim çok şey var :)