Merhabalar efendim, hemen hemen hepimiz yediğimiz,
giydiğimiz, kullandığımız bir şeyin bir özelliğinden rahatsızlık duyar, ne
yazık ki onların da ruha sahip olduğunu unutarak çeşitli ortamlarda sıkıntılarımızı
dillendirmekten çekinmeyiz.
“Ya şurası şöyle oldu baksana, sinir oldum” gibisinden
şikayetçi olan insanlara “sanki o nesne, işte o yiyecek, ne biliyim kullandığın
o malzeme sana bayılıyordu” düşüncesinden yola çıkarak giyilen,kullanılan, yenilen
malzemelere sorduk. Nasıl? İnsanlara bayılıyor musunuz? Aldığımız cevaplarsa
bir hayli iilginçti.
*Çağdaş market
rafında kendi halinde diğer çeşitleriyle itiş kakış duran cornflakes:
Onu diğer arkadaşlarından hemen ayırt edebilirim. Ayakları…
Küçük ayakları, giydiği tuhaf ayakkabılarla da küçülttükçe küçülttüğü ayakları.
Diğer ürünlere göre biraz daha aşağı raflarda olduğum için haliyle önce ayaklar
dikkatimi çekiyor. Bana yaklaşmaya görsün hemen kendimi muzlu ballı bebe
bisküvilerinin reyonuna atmak istiyorum. Kimden mi bahsediyorum? Fatma, Esma,
Öznur’un Esma’sından. Ne zaman o ayağını görsem diğer çeşitlerim alay ediyorlar
“Geliyor yine seninki” diye. Alır beni eline nasıl sallar nasıl anlatamam. İçim
dışıma çıkar. Her zerremde hissederim sallamasını. Gerçekten Esma’yı hiç
sevmiyorum. Bazen öyle oluyorum ki paketimi yırtıp ortalığa saçasım geliyor
kendimi. Belki market sahibinden utanır da bir daha beni eline almaya cesaret
edemez diye. Öznuuur, onunla aramız iyi. Beni kuru kuru yemesinden başka bir sıkıntım
yok kendisiyle. Fatma, inanılmaz mükemmel bir insan ama bazen o da hata
yapabiliyor ama dediğim gibi bazen. Bir kere hiç unutmam sırf yanımdaki
çeşidimde ışın kaşığı var diye onu almıştı. Gerçekten çok merak ediyorum acaba
o ışın kaşığıyla starwars evreninde kendine ne gibi bir yer edinmek istiyordu?
Yazık çok yazık…
*Fuaye alanındaki
masa ve sandalye:
Merhaba, ben fuaye alanındaki masayım. Tüm arkadaşlarım
(kütüphanedeki masa ve sandalyeler )adına da ben konuşacağım. Nerden başlasam
incitmeden derdimi nasıl ifade etsem bilemediğim için kimse kusura bakmasın
inciteceğim de kıracağım da. Demin cornflakes arkadaşı da dinledim. Yüzeyim cız
etti. Elalemde ne dertler var dedim. Şükürler olsun ki ben ve arkadaşlarım
hiçbir şekilde intihara kalkışmadık. Ortalığa saçılası geliyormuş. Aman Allahım
evlerden ırak. Benim derdim tüm mühendislerle. Gelirler sabahtan akşama kadar
yayılırlar bir güzel üstüme. Ne kalkmak bilirler ne de doğru düzgün çalışırlar.
Ama onların içinde öyle biri var ki nedir ne değildir belli değil.
Kütüphanedeki bir hanımefendi sandalyenin dediğine göre isminin her dilde
çevirisi varmış. O ağır bilgisayarını yanından hiç eksik etmezmiş. November, noyabr, noviembre, նոյեմբեր…
Tahmin etmişsinizdir belki, Kasım. Bırakın ders çalışmasını onun yanımdan
geçmesi ihtimali bile beni ürkütüyor. Nefret ettirdi kendisinden de
arkadaşlarından da. O grubuyla birlikte bizleri biraz daha rahat
bırakabilirler. Ne biliyim en azından 18.30’dan sonra gitsinler. Anlamıyorum ki
gözlerine nasıl bir perde çekilmiş bunların. Hiç görmezler mi hiç bakmazlar mı
diğer öğrencilere. Bakın mesela edebiyatçılara ne kadar mükemmel insanlar.
Onlar da öğrenci. Yurttaki odalarına çekilirlermiş kısır yiyip beyitler
okurlarmış birbirlerine. Az efendi olun Kasım Bey ve diğerleri…
*Üstten
açmalı Tobb Etü defteri
Tobb Etü tanıtım günlerinden beri onunlayım. Son iki sayfam
kaldı. Anlayacağınız son sayfaları yaşıyorum. Yaklaşık bir senedir beni
kullanır kendisi. Üzerimde not tutacak yerim de kalmadı zaten. Daha fazla
direnemeyeceğini düşünüyorum. Çok isterdim hakkında iyi şeyler söyleyebilmeyi
ama hayır o kadar zarar verici bir insandı ki yazmadığı zamanlarda bile beni
elinde taşır, beni öyle kıvırır öyle bir bükerdi sayfalarım, içimdeki
harflerim… Hayır yani arkadaşlarına bakıyorum. Onlar Öznur kadar zulmetmiyorlar
defterlerine. Esma’yı zaten çok seviyorum o hep iphone’unu kullanır not tutmak
için. Fatma da fena kız değil en azından bana bir zararı yok ama kendi
defterinin sürekli lastiğiyle oynuyomuş, çekip çekip bırakıyomuş. Yazık zavallımın
ilk başta çok canı yanıyomuş ama sonraları alıştım diyor. Benimki alışılacak
dert değil. Elini diklemesine sayfama oturtur bir güzelce sonra mıyır mıyır
başlar yazmaya. Kalemin zoruna gitmesin ama öyle yazı olmaz. Neyse ömrümü
tamamladığım için mutluydum. Bir arkadaşına söylerken duydum. Ben bittikten
sonra kaldırıp bir köşeye atacak diye bekliyordum ama sayfalarımı koparıp bölüm
bölüm ayırıp zımbalıyormuş cani. İçimdeki harflerim adedince nefret ediyorum
Öznur senden. Benim de imtihanım buymuş demek ki.
*Mor hırka
Artık çok yıprandım ve koktum. Evet, koktum. Beni aldığı
günden bak bu yana 4 sene olmuş. Annesi sadece bir kere yıkayabildi beni o da
kavga kıyamet. Ne zaman farklı bir parfüm alsa “bu mor hırkama çok yakışır”
diye getirip üzerime boca ediyor. Diğer kıyafet arkadaşlarım yapma seni çok
seviyor ondan böyle şeyler yapıyor deseler de sevmesin bu kadar, onun sevgisi
beni bunaltıyor. Allah aşkına kim bir nesneye aşık olabilir, Fatma. Yazları
belki bir iplik nefes alırım diyorum ama yok çıkarır beni giyer o sıcakta sonra
atar dolabının üstüne. Sadece birinin manyaklığıyla uğraşmıyorum ki ben
arkadaşları da var. Kız ne zaman beni giyse can bonomo oldum diye sevinse love
me back falan dese hemen tehditler tehditler. Kime? Bana. Daha geçen gün Esma beni
kesmekle, Öznur da çöpe atmakla tehdit etti. Ne güzel defter arkadaşım senin
imtihanın iki gün sonra bitecek ya ben ne yapayım? Soğuklar da kendini yavaştan
yavaşa hissettirmeye başladı bile. Bazen diyorum ki dışarda beni giyme montunu
giyin, bak titriyorsun. Titriyorsam soğuktan değil senin üzerine titriyorum
diyor. Birgün onu kapşonumla boğacam.
*Pringles
Eveeet, arkadaşlar hepinizi dinledim. Haklı olduğunuz
noktalar olduğu gibi sizin de haksız olduğunuz yerler yok değil. Bütün
problemlerinizin kaynağı ne söyliyim mi insanlarla gereğinden fazla samimi
olmanız. Çok yüz vermişsiniz. Mesafeyi hiç koruyamamışsınız. Açıkçası benim
kızlardan yana hiçbir şikayetim yok mesela Kasım’ı bile çok severim. Belki
önümden defalarca geçerler de bir kere olsun kafalarını kaldırıp bakmazlar. Çok
efendi kızlar. Sadece bir kere Öznur bana çok etkileyici bakmıştı. O zaman da
yanımdaki kola arkadaşla birlikte indirimdeydim. Bunu farkeden Esma hemen atağa
geçip lays almıştı. Fatma ise Bim’de de pringles var demeyle yetinmişti. Hiçbir
şey olmamış gibi alışverişlerine devam etmişlerdi. Kasım’ın şimdiye kadar hiç
öyle bir teşebbüsü olmadı. Yazık garibim. Diğer cips arkadaşlarıma sordum acaba
sizi almak istiyor mu, fiyatlarınıza falan bakıyor mu diye. Geçerken bile
bakmazmış hiç. Annesi ona patates kızartırmış onun yerine canım ya.
Evet, bir sorduk bin işittik. Pringles hariç hepiniz nefret
dolusunuz. Ne oldu yani o kadar anlattınız, şikayet ettiniz hayır, merak
ediyorum. Ne geçti elinize?
O günden sonra;
*Esma bir daha
cornflakes yemedi. Onun yerine mis gibi mısırımı alır kaynatır, yerim dedi.
Olayın mantığını anlamadı gitti kendine bir mor hırka aldı.
*Öznur hala kuru kuru cornflakes yemeye devam etti. Yine
hoyratça defter kullanıyor. Ama üstten açmalı tobb etü defteri gibisini bulamadı.
Çok daha kötülerine çok daha fazla paralar vererek eğitim hayatına devam etti.
Yakında mor renk ve etkileri hakkında bir çalışma yapacak.
*Fatma ışın kaşığına daha bir bağlandı. Hala karanlıkta
saatlerce başında oturarak ışık çıkarmasını bekliyor. Defterinin lastiğini
koluna bağladı. Önceleri sadece bileklik olarak kullanmak istiyordu daha sonra
onun tılsımlı olduğuna inandı. Ona özel anlamlar yüklemeye başlayınca arkadaşı
Esma tarafından hoyratça kesildi. Mor hırkasını hala çok seviyor.
*Kasım ağır bilgisayarını bıraktı. Tablet aldı kendine. Bir
iki pdf kitap okuduktan sonra hemen hikaye yazmaya başladı ve edebiyat
dünyasına hızlı bir giriş yaptı. Artık, kısırları birlikte yiyorlar. Patates
kızartmasının da bir ruhu olabileceğini düşündü ve birden tiksindi. O günden
sonra hep haşlanmış patates yedi.

