27 Kasım 2012 Salı

Ah O Eşyaların Dili Olsa



Merhabalar efendim, hemen hemen hepimiz yediğimiz, giydiğimiz, kullandığımız bir şeyin bir özelliğinden rahatsızlık duyar, ne yazık ki onların da ruha sahip olduğunu unutarak  çeşitli ortamlarda sıkıntılarımızı dillendirmekten  çekinmeyiz.

“Ya şurası şöyle oldu baksana, sinir oldum” gibisinden şikayetçi olan insanlara “sanki o nesne, işte o yiyecek, ne biliyim kullandığın o malzeme sana bayılıyordu” düşüncesinden yola çıkarak giyilen,kullanılan, yenilen malzemelere sorduk. Nasıl? İnsanlara bayılıyor musunuz? Aldığımız cevaplarsa bir hayli iilginçti.

*Çağdaş market rafında kendi halinde diğer çeşitleriyle itiş kakış duran cornflakes:
Onu diğer arkadaşlarından hemen ayırt edebilirim. Ayakları… Küçük ayakları, giydiği tuhaf ayakkabılarla da küçülttükçe küçülttüğü ayakları. Diğer ürünlere göre biraz daha aşağı raflarda olduğum için haliyle önce ayaklar dikkatimi çekiyor. Bana yaklaşmaya görsün hemen kendimi muzlu ballı bebe bisküvilerinin reyonuna atmak istiyorum. Kimden mi bahsediyorum? Fatma, Esma, Öznur’un Esma’sından. Ne zaman o ayağını görsem diğer çeşitlerim alay ediyorlar “Geliyor yine seninki” diye. Alır beni eline nasıl sallar nasıl anlatamam. İçim dışıma çıkar. Her zerremde hissederim sallamasını. Gerçekten Esma’yı hiç sevmiyorum. Bazen öyle oluyorum ki paketimi yırtıp ortalığa saçasım geliyor kendimi. Belki market sahibinden utanır da bir daha beni eline almaya cesaret edemez diye. Öznuuur, onunla aramız iyi. Beni kuru kuru yemesinden başka bir sıkıntım yok kendisiyle. Fatma, inanılmaz mükemmel bir insan ama bazen o da hata yapabiliyor ama dediğim gibi bazen. Bir kere hiç unutmam sırf yanımdaki çeşidimde ışın kaşığı var diye onu almıştı. Gerçekten çok merak ediyorum acaba o ışın kaşığıyla starwars evreninde kendine ne gibi bir yer edinmek istiyordu? Yazık çok yazık…

*Fuaye alanındaki masa ve sandalye:
Merhaba, ben fuaye alanındaki masayım. Tüm arkadaşlarım (kütüphanedeki masa ve sandalyeler )adına da ben konuşacağım. Nerden başlasam incitmeden derdimi nasıl ifade etsem bilemediğim için kimse kusura bakmasın inciteceğim de kıracağım da. Demin cornflakes arkadaşı da dinledim. Yüzeyim cız etti. Elalemde ne dertler var dedim. Şükürler olsun ki ben ve arkadaşlarım hiçbir şekilde intihara kalkışmadık. Ortalığa saçılası geliyormuş. Aman Allahım evlerden ırak. Benim derdim tüm mühendislerle. Gelirler sabahtan akşama kadar yayılırlar bir güzel üstüme. Ne kalkmak bilirler ne de doğru düzgün çalışırlar. Ama onların içinde öyle biri var ki nedir ne değildir belli değil. Kütüphanedeki bir hanımefendi sandalyenin dediğine göre isminin her dilde çevirisi varmış. O ağır bilgisayarını yanından hiç eksik etmezmiş.  November, noyabr, noviembre, նոյեմբեր… Tahmin etmişsinizdir belki, Kasım. Bırakın ders çalışmasını onun yanımdan geçmesi ihtimali bile beni ürkütüyor. Nefret ettirdi kendisinden de arkadaşlarından da. O grubuyla birlikte bizleri biraz daha rahat bırakabilirler. Ne biliyim en azından 18.30’dan sonra gitsinler. Anlamıyorum ki gözlerine nasıl bir perde çekilmiş bunların. Hiç görmezler mi hiç bakmazlar mı diğer öğrencilere. Bakın mesela edebiyatçılara ne kadar mükemmel insanlar. Onlar da öğrenci. Yurttaki odalarına çekilirlermiş kısır yiyip beyitler okurlarmış birbirlerine. Az efendi olun Kasım Bey ve diğerleri…

*Üstten açmalı Tobb Etü defteri
Tobb Etü tanıtım günlerinden beri onunlayım. Son iki sayfam kaldı. Anlayacağınız son sayfaları yaşıyorum. Yaklaşık bir senedir beni kullanır kendisi. Üzerimde not tutacak yerim de kalmadı zaten. Daha fazla direnemeyeceğini düşünüyorum. Çok isterdim hakkında iyi şeyler söyleyebilmeyi ama hayır o kadar zarar verici bir insandı ki yazmadığı zamanlarda bile beni elinde taşır, beni öyle kıvırır öyle bir bükerdi sayfalarım, içimdeki harflerim… Hayır yani arkadaşlarına bakıyorum. Onlar Öznur kadar zulmetmiyorlar defterlerine. Esma’yı zaten çok seviyorum o hep iphone’unu kullanır not tutmak için. Fatma da fena kız değil en azından bana bir zararı yok ama kendi defterinin sürekli lastiğiyle oynuyomuş, çekip çekip bırakıyomuş. Yazık zavallımın ilk başta çok canı yanıyomuş ama sonraları alıştım diyor. Benimki alışılacak dert değil. Elini diklemesine sayfama oturtur bir güzelce sonra mıyır mıyır başlar yazmaya. Kalemin zoruna gitmesin ama öyle yazı olmaz. Neyse ömrümü tamamladığım için mutluydum. Bir arkadaşına söylerken duydum. Ben bittikten sonra kaldırıp bir köşeye atacak diye bekliyordum ama sayfalarımı koparıp bölüm bölüm ayırıp zımbalıyormuş cani. İçimdeki harflerim adedince nefret ediyorum Öznur senden. Benim de imtihanım buymuş demek ki.

*Mor hırka
Artık çok yıprandım ve koktum. Evet, koktum. Beni aldığı günden bak bu yana 4 sene olmuş. Annesi sadece bir kere yıkayabildi beni o da kavga kıyamet. Ne zaman farklı bir parfüm alsa “bu mor hırkama çok yakışır” diye getirip üzerime boca ediyor. Diğer kıyafet arkadaşlarım yapma seni çok seviyor ondan böyle şeyler yapıyor deseler de sevmesin bu kadar, onun sevgisi beni bunaltıyor. Allah aşkına kim bir nesneye aşık olabilir, Fatma. Yazları belki bir iplik nefes alırım diyorum ama yok çıkarır beni giyer o sıcakta sonra atar dolabının üstüne. Sadece birinin manyaklığıyla uğraşmıyorum ki ben arkadaşları da var. Kız ne zaman beni giyse can bonomo oldum diye sevinse love me back falan dese hemen tehditler tehditler. Kime? Bana. Daha geçen gün Esma beni kesmekle, Öznur da çöpe atmakla tehdit etti. Ne güzel defter arkadaşım senin imtihanın iki gün sonra bitecek ya ben ne yapayım? Soğuklar da kendini yavaştan yavaşa hissettirmeye başladı bile. Bazen diyorum ki dışarda beni giyme montunu giyin, bak titriyorsun. Titriyorsam soğuktan değil senin üzerine titriyorum diyor. Birgün onu kapşonumla boğacam.

*Pringles
Eveeet, arkadaşlar hepinizi dinledim. Haklı olduğunuz noktalar olduğu gibi sizin de haksız olduğunuz yerler yok değil. Bütün problemlerinizin kaynağı ne söyliyim mi insanlarla gereğinden fazla samimi olmanız. Çok yüz vermişsiniz. Mesafeyi hiç koruyamamışsınız. Açıkçası benim kızlardan yana hiçbir şikayetim yok mesela Kasım’ı bile çok severim. Belki önümden defalarca geçerler de bir kere olsun kafalarını kaldırıp bakmazlar. Çok efendi kızlar. Sadece bir kere Öznur bana çok etkileyici bakmıştı. O zaman da yanımdaki kola arkadaşla birlikte indirimdeydim. Bunu farkeden Esma hemen atağa geçip lays almıştı. Fatma ise Bim’de de pringles var demeyle yetinmişti. Hiçbir şey olmamış gibi alışverişlerine devam etmişlerdi. Kasım’ın şimdiye kadar hiç öyle bir teşebbüsü olmadı. Yazık garibim. Diğer cips arkadaşlarıma sordum acaba sizi almak istiyor mu, fiyatlarınıza falan bakıyor mu diye. Geçerken bile bakmazmış hiç. Annesi ona patates kızartırmış onun yerine canım ya.

Evet, bir sorduk bin işittik. Pringles hariç hepiniz nefret dolusunuz. Ne oldu yani o kadar anlattınız, şikayet ettiniz hayır, merak ediyorum. Ne geçti elinize? 

O günden sonra;

 *Esma bir daha cornflakes yemedi. Onun yerine mis gibi mısırımı alır kaynatır, yerim dedi. Olayın mantığını anlamadı gitti kendine bir mor hırka aldı.

*Öznur hala kuru kuru cornflakes yemeye devam etti. Yine hoyratça defter kullanıyor. Ama üstten açmalı tobb etü defteri gibisini bulamadı. Çok daha kötülerine çok daha fazla paralar vererek eğitim hayatına devam etti. Yakında mor renk ve etkileri hakkında bir çalışma yapacak.

*Fatma ışın kaşığına daha bir bağlandı. Hala karanlıkta saatlerce başında oturarak ışık çıkarmasını bekliyor. Defterinin lastiğini koluna bağladı. Önceleri sadece bileklik olarak kullanmak istiyordu daha sonra onun tılsımlı olduğuna inandı. Ona özel anlamlar yüklemeye başlayınca arkadaşı Esma tarafından hoyratça kesildi. Mor hırkasını hala çok seviyor.

*Kasım ağır bilgisayarını bıraktı. Tablet aldı kendine. Bir iki pdf kitap okuduktan sonra hemen hikaye yazmaya başladı ve edebiyat dünyasına hızlı bir giriş yaptı. Artık, kısırları birlikte yiyorlar. Patates kızartmasının da bir ruhu olabileceğini düşündü ve birden tiksindi. O günden sonra hep haşlanmış patates yedi.