29 Ocak 2014 Çarşamba

Ev Anayasası

Bugün akşam eve geldim. Biraz acıkmış gibiydim. Her zamanki gibi dolapta yemek yoktu ama bir tane dürüm gördüm. Ev arkadaşımın olmalıydı. Onu öylece sormadan etmeden yiyemezdim. Her şey hukuka uygun olmalıydı. Önce hemen bir kural koydum: "Dolaba koyulduğu andan itibaren 24 saat içerisinde tüketilmemiş yemekler, otomatik olarak evin en kilolu kişisinin olacaktır." 

Bugün hiç eve gelmediğine göre... Dün de kim bilir kaçta aldı? Otomatik olarak benim olmuştu. Çok mutluydum. 

O an aklıma bu kuralı ona bildirmem gerektiği geldi. ama yine daha önce koymuş olduğum kural gereği "Çoğunluğun aldığı karar oylamada bulunmayan ev arkadaşları karar alındıktan sonra 6 saat içerisinde eve gelmezlerse bildirmek zorunluluğu ortadan kalkar." hükmüne uydum.  Evde benden başka kimse olmadığına göre %100 çoğunluğu sağlamıştım. Zaten ancak ikisi birden evde olmalıydı ki %33'lük oranla azınlığa düşeyim. İkisi de yoktu. Gece geçirilen kanun tasarıları kurnazlığı ile hemen birkaç tane daha kanun ve kanun hükmünde kararname geçirmeye başladım.Kanun hükmünde kararname çok havalı durduğu için, kanun çıkarmaktan vazgeçip kanun hükmü karanameye abandım.

Çıkardığım kararnameleri yazmaya karar verdim, sonuçta yazılı hukuk diye boşuna dememişler. Ama anayasamız olmadığını fark edince bir anayasa yapayım dedim.

Ev Arkadaşlığı Anayasası
Bölüm 1- evin şekli,bayrağı, tanımı hakkında
1-Evimiz diktatörlük ile yönetilir. Diktatör doğa kanunları gereği evin fiziksel olarak en güçlü kişisidir. Yasaları da o yapar.
2-Evin bayrağı yoktur, saçmalamayın.
3- Evin şekli 3+1 apartman dairesidir. Bu yüzden en fazla üç kişi kalabilir. Kimin hangi odada kalacağı yasalarla belirlenir.
4-İlk 3 madde değiştirilemez, değişmesi teklif dahi edilemez.
5- (Şimdi yatayım, yarın sabah erkenden kalkıp ilk bölümü bitiririm.)

Böylelikle yarım saat daha dolmuştu, afiyetle yemeğimi yedim.

12 Ocak 2014 Pazar

Welcome to METU

Sürekli yeni bölümlere yelken açma heyecanının yaşandığı fırtınalı akademik hayatımdaki önemli gelişmelerden birisi, lisansı bitirdikten sonra yüksek lisansa ODTÜ siyaset biliminden kabul almamdı. Bunun için zorlu bir mülakat süreci geçirmiştim. (Herkesinki 5 dakika sürerken, benimki 20 dakika sürmüştü.) Mülakattan çıktığımda o son Gramsci'ye girmeseydim, her şey çok güzel olabilirdi diye düşünüyordum. Yolda gelirken ise ne kadar üstüme geldiklerini düşünüp "Haklı adamlar, sonuna kadar haklı. Edebiyat okumuşsun, uluslararası ilişkilerden çap yapmışsın. Asıl bölümün uluslararası ilişkiler olsa bile alınman çok zordu zaten. Özgüvene bak! Gidip bir de Foucault falan bahsediyorsun. Siyaset senin neyine vesayet!" diye söyleniyordum kendime. Ama ilginç bir şekilde kabul almıştım. Bir tarafan "Beni kabul etmeyecekler de kimi kabul edecekler." diye bir övünme duygusu yaşarken bir taraftan da "Yok yaa, nasıl kabul ettiler?" diyordum. Hatta vazgeçmesinler diye sonucun açıklandığı ekranı "print screen" ile kaydetmiştim. Ola ki biz yanlış yazmışız, sizin adınız yok derlerse çirkeflik yapıp "Bana ne, yayınlamışsınız bir kere. Elimde belgeler var." diye kendimi savunacaktım. Bütün bunlar hiç olmadı. "Demek ki adamın hasıymışlar, hiç kıvırmadılar. Ben de azdan değilmişim hani, eheheehe" dedim. Okula kaydoldum.

Ders seçmek en zorlu aşamalardan birisiydi. Hem bir şeyler öğrenebileceğim, hem gerçekten gerekli hem de "kasmayan" hoca arıyordum ki bu ütopya gibi bir ders olurdu. Sonra bazı dersleri kafamda belirleyip onlara ilk hafta gideyim ve iyi olacak gibiyse alayım diye düşündüm, bunlardan üç tanesini de sistemime ekledim.

Gel gelelim Tobb Etü'den gelmiş bir öğrenci olarak "Ön Kayıt Yaptırın" kampanyaları, maille kayıt döneminin başladığı mailleri, geç kalırsam "geç kayıt ücreti" ödeyeceğim hatırlatmaları, danışmanımın telefonla arayıp kayıt yaptırmamı söylemesi gibi şeyler hiç olmadı. İnanır mısınız, kaydımı son gün onaylamamış olsam danışmanım "Öznur bugün son gün hala onay vermemişsin, çabuk onayla." diye azarlamayacaktı bile. 

ODTÜ'lü bir arkadaşa son derece gizli yürütülen bu kayıt süreci hakkında bazı şeyler soruyordum. Danışmanımı arıyordum, açmıyordu. Kimse maillerime cevap vermiyordu. Sekreteri arayıp hangi derslerin zorunlu olduğunu öğrenmeye çalışıyordum. Kimse bir şey söylemiyordu, gizli bir yeraltı örgütü gibi herkes işlerin nasıl işlediğini bilip, işini tıkır tıkır hallediyordu. Ben ise "Hocam syllabus'ı alabilir miyim?" diyordum, hoca "Sistemde var zaten." diyordu. Bu sistem neydi? Hep bahsettikleri kapitalist sistem miydi? Kim tarafından yönetiliyordu? Dış mihraklar mı vardı? Ve de en önemlisi, buna nasıl ulaşılıyordu? 
Sistem

En sonunda soluğu labirent gibi binaların arasında kaybolma pahasına danışmanımın yanında aldım. "Hocam zorunlu dersler neler? Kaç ders almam gerekiyor? Hangi dersleri önerirsiniz?" sorularını sordum. O da sistem dedi, sistemde var. Kendimden emin bir çıkış yaparak "Yok hocam, yüklenmemiş." dedim. Yoksa bilgi almam mümkün değildi. Hoca zorunlu ders diye bir şeyin olmadığını ve 5'i bölümden olmak koşuluyla 7 dersi en çok 3 dönemde tamamlamam gerektiğini söyledi. Sistemden kurtulmuştum.

Az önce hatırlarsanız kayıt döneminde olduğumuzu ODTÜ'lü arkadaş yardımıyla öğrendiğimi ve 3 ders eklediğimi söylemiştim. Dersler deyim yerindeyse birbirinden "baba"ydı. Okumaları, her hafta yazılacak annotation'ları, uzun uzun ödevleri ve sınavlarıyla baş edemem diye düşünüp en azından birini bırakıp yerine başka bir ders almaya karar vermiştim. Ama o işler öyle benim karar vermemle olmuyor. Sağdan soldan "ekle-sil"  diye bir şeyin ODTÜ'de de var olduğunu öğrenmiştim. Rahatladım. Ben dışında herkesin doktora öğrencisi olduğu, benim safı safına gidip "Hocam o kim?" diye sorduğum ve sınıfta alay konusu olduğum ders bütün senemi kabusa çevirebilirdi. Onu kesin bırakmalıydım. 

Okula gittim, yeni tanıştığım biri ile şöyle bir konuşma geçti aramızda:
-Ben o dersi bırakıcam yeaa, herkes doktora öğrencisi.
+İyi de ekle-sil bitti, nasıl bırakacaksın?
-Nasıl yani?!
+Dün bitti işte, sistemde yazıyordu, görmedin mi?
-Bu sistem neymiş böyle? Ama mail atmadılar, haksızlık bu... 
+Mail mi?
-Evet, mail.
+Bunu niye mail atsınlar ki, ayrıca kimse yani hocalar falan da mail atmaz.
-Nasıl iletişim kuruyorsunuz?
+Kurmuyoruz.
-?!!
+Welcome to METU.