![]() |
| Düşünme Motivasyonu Olarak Sosisli Patates |
Kendimi durduramadım, devam ettim: "Ben beklediğim için biraz sinir olurdum, sonunda odama gider sözlüğe falan girerdim. Fatma ise Esma'nın yanında uyuz uyuz, sıkılmadan bunalmadan beklerdi. Onun bu tahammülüne daha bir sinir olurdum, uyuz diye söylenirdim. Esma'nın çok aşamadan geçirdiği yemeği düşünürdüm. Vakit kazanmaya çalışırdım ama kazandığım vakitleri hoyratça harcardım. Bir de sinirlenirdim falan ama her şey hazır olunca o harika yemekten en çok ben yerdim. Anlamıyor musunuz? Evet, hiç düşünmeden fütursuzca yerdim ama eline sağlık da derdim yani. Karnım biraz doymaya başlayınca onlara Foucault'dan, Ritzer'den, Habermas'tan bahsederdim. Yetmezdi Weber'den dem vururdum. Dinlemezlerdi. Tam demir kafesten McDonaldlaşmaya geçeceğim sırada, konunun o en ateşli yerinde Fatma alakasız bir cümle söyledi. Sıkıntıdan patlamış olan Esma ise hemen ona cevap verirdi ve artık Ritzer değil, Fatma'nın yeni aldığı basit bir toka konuşma konumuz olurdu. Ben Fatma'dan nefret ederdim, Esma'dan da. Fatma'ya keşke senin yerinde at olsaydı, fil olsaydı diye sitem ederdim. Esma'yı koridorda bile görsem ittirirdim. Ne var biraz kültürlenseniz derdim. Esma dinlemezdi bile, iphone'undan Facebook'a yüklenmiş bebek fotoğraflarına bakardı. Resimli yemek tarifleri sitelerinde gezinirdi bir süre. Fatma ise televizyonda daha önce hiç izlemediği bir dizinin sanki yıllardır takipçisi gibi o diziye dalmış olurdu. Sonra sofradan kalkardık. Fatma ağzında çay tadı olduğunu söylerdi, hiç bir şey olmamış gibi birlikte çay içerdik. Çayın neden bir türlü tadının olmadığı üzerine derin bir felsefi sogulamaya girerdik. En sonunda ise suyun kötü olmasına ve ateşli ocak yerine elektrikli ocak kullanmamıza bağlardık. Ocak demişken ocağın altını kapattık mı diye düşünürdük. Biz düşünürken Esma kalkar kapatırdı. Biz ise düşünmeye devam ederdik. Mutluyduk, anlıyor musunuz, mutluyduk." dedim.
Mutfaktakiler bu kez bana "Ah yazııııkk" dercesine baktılar. Ben de onlara "Neyim var acınacak yaa..." dercesine baktım. Sonra onlar bana "Garibim durumun vahametinin farkında bile değil" gibisinden bir bakış attılar. Ben de onlara "Ne diyorsunuz, anlamıyorum???" gibi bir bakış attım. Onlar da bana "Üfff senle mi uğraşıcaz beee" bakışı attılar. Ben de sonunda "Gözlerimizle mi konuşup durucaz yaa, ne diyorsanız adam gibi deyin, anlamıyorum." dedim. Onlar da bana "Pardon?" dediler. Sonra fark ettim, arkamdaki televizyona bakmaya çalışıyorlarmış, o son üfff hareketi "Niye mal gibi bize bakıp duruyorsun, çekilsene televizyonun önünden demekmiş. Sessizce terk ettim orayı. Son bir defa onlara "Bak gidiyorum ama..." dercesine baktım, onlar bana bakmadılar.
Yani demem o ki, Esma'yı ve Fatma'yı özlemişim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder