23 Kasım 2015 Pazartesi

O Ses Türkiye Maceramız

Fatoş'la bir akşam havuçlu makarna yerken arkada açık olan TV'ye gözümüz takıldı.
Acun'un sunduğu O Ses Türkiye vardı, bir süre izledik. İlk başta "Yanlış şarkı seçmiş, Türkiye'ye arabesk gidiyor", "Gereksiz uzattı" gibi bayağı yorumlar yaparken ikinci aşamada "biz olsak"lı cümlelere geçtik.

Yarışmacıların kendileriyle ilgili bir dakika kadar konuştuğu bölümde kalıp cümleler hazırlardık: Müzik bizim için bir tutku. Müziğe 25 yaşında başladık (yuh). Arkadaşlarımızın desteğiyle buraya geldik.

Ama bizim ekranda gösterilecek "tatlı" fotoğraf ya da videolarımız yoktu. O sorunu da en güzel fotoğraflarımız olan vesikalık fotoğraflarımızı vererek aşmayı düşündük.

Sonra başvurumuzu yaptık. Öncelikle ikimizin aynı anda sahneye alınmayacağını söylediler. Ancak biz ikiz olduğumuzu söyleyince izin verdiler. Çünkü ikizlerin her yerde birlikte olabilme gibi ayrıcalıkları vardır.

Şarkı seçimimizi yapıp evde kendimizce birkaç defa söylemiştik. Ama Fatoş komşular rahatsız olur diye evde daha fazla söyletmedi. Dışarıda da ayıp olur öyle bağıra bağıra şarkı söylenmez diye söylemedik. Kısacası tam prova yapamamıştık.

Yine de sahneye çıkınca orkestra ile falan her şekilde götürürüz diye düşünüyorduk. Gereksiz bir özgüven vardı. Şarkımız bir zamanlar Sefa adlı bir kızın da parlamasına vesile olan "Doktor" şarkısı idi ve bu kez bizim yıldızımızı parlatacaktı.

Müzik başladı. Ve başlar başlamaz üç farklı ses duyuldu: Orkestra, ben ve Fatoş. Üçü de birbirinden alakasız üç ses. İlk bölümü söylerken olanlar oldu.

Fatoş sahneden kaçmaya çalıştı. Ama bir taraftan da şarkıya yine de devam etmemiz gerekiyordu. Acun'un gözleri büyüdü, ne olduğunu anlamlandırmaya çalışıyordu. Ben ise Fatoş'un kolundan çekiştiriyor ve gitmesine engel olmaya çalışıyordum. Bir taraftan da tabii ki şarkıyı söylemeye çalışıyordum ama nefes nefese kaldığımdan bu zor şarkıyı söyleyemiyordum da.

Bu sırada seyirciler gülmekten kırılıyor, jüri üyeleri sahnede bir şeylerin olduğunu fark ediyor ama o kötü sese dönemedikleri için meraklarıyla oturuyorlardı.

Zaten şarkı ilk başladığı anda yarışmaya dair tüm umudumuzu yitirmiştik. Benim tek derdim daha fazla rezil olmadan o sahneden defolup gitmekti ama Fatoş yüzünden bunu da yapamıyorduk.

Fatoş en sonunda deli gücüyle elimden kurtuldu ve sahne arkasında destekleyenlerin olduğu bölüme geçti. Aslında oradan da sinsice dışarı kaçmak istemiş ama görevliler durdurmuş.

Hayatımın en uzun 3 dakikası türlü rezilliklerle son buldu. Jüri üyeleri hayatlarında dinlediği en iğrenç sesi dinlediler. Döndüklerinde kan ter içinde beni gören jüri üyeleri şaşkınlıkla bakıyorlardı.

Acun sağ olsun "Getirin o arkadaşını da" dedi. Fatoş ürkek adımlarla sahneye girdi. Hala ona kızgın olduğumdan dibime gelince onu ittirdim.

Acun sordu: Arkadaşlar noooldu? Naptınız sahnede?

Fatoş bir de utanmadan cevap verdi: Acun Abi şimdi biz birlikte geldik diye birlikte devam edicez diye bir şey yok. Ben ilk mısrada rezalet olacağını ve kimsenin dönmeyeceğini anladım. Sanki hiç yokmuşum gibi sahneden kimse görmeden çıkayım dedim. Ama bu bırakmadı ki.

Hemen kendimi savundum: Yani Acun Abi, buraya birlikte geldik. Dönmeseler de kötü olsa da birlikte duralım istedim. Ama bu naptı, gitmeye çalıştı.

Bu sırada seyirciler de beni alkışladı.

Fatoş arsız gibi yine atıldı: Ya bıraksan gitsem rezalet çıkmayacaktı. Burda itiş kakış rezil kepaze olduk senin yüzünden. Ben de "Ya sen de gitmeye çalışmasaydın o zaman" diye karşılık verdim ve aramızda yine tartışma başlayınca Acun "Tamam arkadaşlar" diye araya girdi.

Acun aslında ilk başta rezalet çıktığı için çok ciddi bir ifade takınmıştı ama bizi böyle görünce o da gülmekten kendini alamadı. Orada rezil olduğumuz yetmiyormuş gibi jüri üyeleri için ağır çekimde sahnede yaşananların görüntüleri ekrana geldi. Ağır çekimde de rezil olduk.

Bu arada sanki sahnedeki tek absürd şey buymuş gibi "Siz ikiz misini gerçekten?" diye sordu Hadise. "Hiç benzemiyorsunuz, biriniz esmer, biriniz sarışın" dedi. Ben de hemen "Gökhan'la Hakan da benzemiyor ama ikizler" diye karşılık verdim.

Ben durumu toparlamak üzere "Jüri üyelerinden özür dilemek istiyorum Acun Abi" dedim. Gururlu arkadaşım Fatoş da "Ne özür diliyorsun ya, çıktık aslanlar gibi söyledik şarkıyı. Kötüyse kötü" dedi. Ben de o an gaza gelip ona sarıldım. Fatoş'u hemen affetmiştim. Saçma bir şekilde insanları küçük bir şey yapınca hatta hiçbir şey yapmasa bile hemen affetme huyum sahnede de açığa çıkmıştı. Ama mutluydum. Fatoş'un kulağına fısıldadım: Yine de büyüğümüz oluyorlar özür dileyelim. Fatoş'un geleneksel yapısını bildiğimden büyüğünü küçüğünü bilme olayının her zaman olduğu gibi şimdi de işe yarayacağından emindim. İkinci rezalet tam da bu noktada başladı. Affettirmek için türlü şaklabanlıklar içinde bulduk kendimizi.

"Öncelikle Ebru Hanım ben sizden çok özür diliyorum, biz sizi çocukluğumuzdan beri dinleriz, çok da severiz" dememle birlikte Fatoş  "Sen Allah'ın bir lütfusun, gözlerimin nurusun" diye şarkıya girdi. Ben de gaza gelip devam ettim: "Seni gören şifa bulur, ben de gördüm şifa buldum." Sonra toparlamamız gerektiğini düşündüm ve kestim. Fatoş da oradan atıldı: Aslında bu şarkıyı seçsek bayaaa iyi uydu sesimiz dedi.

Ben özür dilemeye devam ettim: Yani Murat Boz'dan da özür diliyoruz. Bunu dememle onun "Aşkı bulamam ben" şarkısı aklıma geldi ama sözlerini tam hatırlayamadım. Ağzımla dım dırırırım dırırm dırı dıım dırım dırım"  deyip onun ayak hareketlerini falan yapmaya çalıştım. Fatoş da her şey normalmiş gibi alkışla ritim tutuyordu. Onun hakkında bildiğim şeyleri düşünmeye çalışıyordum ama aklıma geçen programda "Zonguldak/Ereğlili"yim demesinden başka bir şey gelmiyodu. Zonguldak/Ereğli'ye selam gönderiyoruz bu arada deyip rezaleti noktaladım.

Zonguldak olayı Fatoş'un aklına Hadise'nin Sivaslı olduğunu getirmişti. Buradan yürürüm diye düşünmüş olacak ki "Acun abi müsadenizle ben de bir şey söylemek istiyorum" dedi. Acun da her zamanki rahat konuşmasıyla "Tabii buyur" dedi. Bu sahneden indi, gitti Hadise'nin yanına "Hemşerim, toprağım, yiğidom, Zıvas'tanım ben de" diye olabildiğine gülümsedi. Hadise de gülse mi ne yapsa bilemedi. Birden boş bulundu, ayağa kalkıp Fatoş'a sarıldı. Fatoş ise sarıldıktan sonra "Aslan hemşerim be, Zıvaslı, Zıvaslııı" diye alabildiğine şive yaparak sırtına vurdu. "Özür dilerim gardaaş" dedi. Hadise de kahkaha attı. Fatoş kendini affettirmenin haklı gururuyla bana "Nasıl ama" gibi bir bakış atıyor ve neyse ki sahneye geri dönüyordu. Ben de utancımdan yer yarılsa da yerin dibine girsem diye düşünüyordum. Keşke özür olayına hiç girmeseydik diyordum. Acun ise gülmekten kopmuş, yarışmanın kontrolünü tamamen bize bırakmıştı. Normal şartlar altında defolup gitmemiz lazımdı bu noktadan sonra ama Athena'dan da özür dilemesek ayıp olur şimdi düşüncesiyle birbirimize baktık.

Biz sizi de çok severiz Athena. (Fatoş o ikisinin adını tam bilmiyordu, ikisine birden Athena diye seleniyordu.) Çocukken ben bile Sivas'ta dinlerdim. Bu Öznur zaten rakçı. Di mi Öznur Hadi:  Pardon se-ni ra hatsız etmek istememiştiiiğğmm Saaağdece yanağından öpmek istedimm (Bu planda olmamasına rağmen, dudağında kelimesini ikimiz de kafamızdan aynı anda sansürleyip yanağından şeklinde söylemiştik, çünkü anamız-babamız, Fatoş'un eniştesi giller, benim hatta teyzemler falan ve tanımadığımız 70 milyon aile bunu izleyeceklerdi.) Bunu söylerken de birbirimize sırıtmıştık ve yaptığımız kurnazlıkla gurur duymuştuk. Ama sonraki mısrayı bilmediğimizden ve nakaratta geçen "Öpücem öpücem dedim sana" kısmını da bilsek de söylemek istemediğimizden efendi gibi burada bitirdik. Gökhan "Abi bunlar çok ajayip yaaa, inanılmazlar. Siz gerçek misiniz?" dedi. Biz de "Evet, geçeğiz niye ki?" dedik. Neden öyle sorduğunu tam anlayamamıştık.

Acun da gerçek olmadığımızı düşünmüş olmalı ki kamera arkasındaki ekibe doğru seslenip "Arkadaşlar bunları siz mi hazırladınız?" dedi. Ben olaya biraz aymıştım ama Fatoş "Yok Acun Abi, ben bu elbiseyi Şefika'nın düğünü için almıştım da burda da giydim. Annem gerçi televizyona çıkıyorsun takım elbise giy dedi ama ben ikna ettim" deyip gülümsedi. Ben de kolumla dürttüm ama bir şey demedim.

Ekip "Yok biz yapmadık" anlamına gelen işaretler yapıyorladı. Ben de kamera arkasına bakmamam ve onlarla iletişim kurmamam tembihlendiği halde "Ne var ki ne yaptık şimdi biz" gibi işaretler yapmaya çalışıyordum. Kamera benim işaretlerimi görür görmez hemen kahkaha atmakta olan güzel bir seyirci kıza çevrildi.

Acun olayı hala tam anlayamamıştı, daha doğrusu bunların kurgu olduğunu düşünüyordu. Keşke öyle olsaydı. "Peki arkadaşlar güzel hazırlamışsınız, güldük, eğlendik, teşekkür ediyoruz" dedi. Biz de anlatmak için çok zorlamadık. Nitekim böylesi daha iyiydi. Sahneden iner inmez bir sürü telefon geldi. Cumartesi gününe Beyaz bizi Beyaz Show'a çağırdı. Fatoş'la bu defa bütün ciddiyetimizle (ve hiç şarkı söylemeden) programı atlatıcaz.

2 yorum: