16 Haziran 2014 Pazartesi

Kısa Kısa-3

Derste entelektüel tartışmaların yapılması çok güzel. Mesela Ranciere'in eşitlik anlayışının nasıl olduğu geçen gün sınıfta epey tartışılmıştı. Ama soru sorarken, açıklarken falan ortam yavaş yavaş gerildi. Sesler yükselmeye başladı. En son, "Önce bi' o elini indir, git Ten Thesis'i oku!" ya  gelindi. Sonra hoca "Ama bi' dakka, sen o zaman Ranciere'i Foucault'ya yaklaştırıyorsun; bu kabul edilemez!" diye çıkıştı. Çocuk da "Ahanda hoca da kavgaya girdi, elim güçlendi." dedi. Sonra  bi' durduk, düşündük. "Biz ne yapıyoruz?" dedik. Hoca ara vermeyi önerdi, kabul ettik. Sanırım bizimkilerin sigara saati gelmiş, gerginlik ondanmış. Sonra güle eğlene eşitlik ve demokrasi tartıştık.
...
Sorunları çözme şeklim: Şaka yaptım, eheheeh :)
...
Biraz "sosyalleşmek" biraz da eğlenmek adına Model konserine gidelim demiştik, o zamanlar ben yalnızca 3 şarkısını biliyordum; Fatoş ve Esma ise sadece "Değmesin Ellerimiz"i biliyordu. Ama yine de çok ısrar ettim, "Ben bayılıyorum noolur" falan dedim. Ertesi gün ise klasik edebiyat sınavımız var. Biraz direndiler ama çalışmaya pek de niyetleri olmadığından geldiler. 6 kişilik hep özendiğimiz "kızlı erkekli" bir grup olarak konsere gittik, çok eğlendik.
Sonuç: Dersten kötü notlarla geçip dersi tekrar almak zorunda kaldık. Benim savunmam ise şuydu: Kassak da max. BA ya da BB alırdık, bakın şimdi AA aldık, eheheehe :)
...
Sorunları çözme şeklim: Sorundan kaçmak.
...
Bazen o uzun saçlı pis metalci çocuklara demek istiyorum ki: Devrim yapacağına git bir duş al. Bak seni hemen ikna edicem. "Duş almak devrimci bir harekettir." Gülmek ya da yürümek için denir bu ama olsun. Bunların hepsi "everydayness" sonuçta.
...
Sorunları çözme şeklim: Müzik.
...
Benim parmak izim yok, evet yok. Bunu pasaport alana kadar fark etmemiştim. Pasaport alırken adam zorla silik de olsa iz çıkarmıştı bastıra bastıra. Parmaklarımı ezmişti. Sonra bir daha bu problemle karşı karşıya kalmamıştım, ta ki yurt parmak izi ile giriş sistemine geçene kadar.

Parmak izim yine pasaportta olduğu gibi parmaklarımın ezilmesi suretiyle alındı. Sonrasında her girişte aynı derecede bastıramadığımdan epey bi' beklemek zorunda kalıyordum okuyana kadar. Sonunda isyan ettim: "Bu ne yaa?! Ben her giriş-çıkışta burada 15 dakika parmak izi okutmaya mı çalışıcam?! Öznur Akcalı benim işte, fotoğrafımla karşılaştırın."

Benim gibi sorunlu iki kişi daha varmış. Bizi aldılar. Güvenlik görevlilerine tanıttılar. Güvenlik görevlileri bizim adımızı, soyadımızı ve yüzümüzü öğrendi. Ve dediler ki:

+Bundan sonra giriş-çıkışta "Öznur Akcalı giriiiş" ya da "Öznur Akcalı çıkııııış" diye bağıracaksınız. Güvenlik yüzünüze bakacak, eğer doğru kişiyseniz sisteme giriş-çıkışlarınızı manuel yapacak.

İşte kötü günlerim o açıklamayla başladı. Her gün sabah 8.30 dersine ya da staja giderken "Öznur Akcalı çıkıııııış" diye bağırıyordum. Acelem olursa koşa koşa çıkıyordum, bu defa da güvenlik görevlileri yüzümü göremediğinden peşimden koşuyorlardı: "Bir saniye tatlım, kalabalıktı tam bakamadım." Ama asıl zorluk girerken ortaya çıkıyordu. "Öznur Akcalı giriiiş" deyip asansöre bindiğimde herkes tuhaf tuhaf yüzüme bakıyor ve neden parmak izi okutmayıp öyle bağırdığıma anlam veremiyordu. Ben de bir süre sonra artık ezberlediğim açıklamayı tanımadığım onca insana yapmak zorunda kalıyordum:"He he, benim parmak izim yok da :)" Böyle böyle ben ve diğer iki kişi 2 ay bıoyunca çile çektik ama sonunda bütün yurt Öznur Akcalı diye bir kişinin parmak izi olmadığından girip çıkarken öyle mal mal bağırmak zorunda olduğunu öğrendi. Tabii dönem bitip yeni kişiler gelince aynı çile yeniden başladı.
...
Sorunları çözme şeklim: Bir ruj her şeyi halleder. (Halletmedi.)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder