5 Mayıs 2014 Pazartesi

Kısa Kısa-2

Akademide yeni trend iki noktalı başlıklar; bir başka trend ise (dikkat çekici olsun diye sanırım) deyim, atasözü ya da en azından başka anlama da gelebilecek tırnak içerisindeki sözler kullanma. Bu ikisini birleştirince komik şeyler çıkıyor ortaya. Mesela (tamamen atıyorum):

Merkel Dönemi Alman Dış Politikası: Ya Bu Deveyi Güdersin Ya Bu Diyardan Gidersin
Türkiye-İran İlişkileri: Körle Yatan Şaşı Kalkar
AB-Türkiye İlişkilerinde Gerginlik "Egemen" Dönem: Atara Atar, Gidere Gider

Yani hoş mu şimdi bu başlıklar? Tabii ki bu başlıklar gerçekte yok. (Thanks God!) Ama iş buraya doğru gidiyor, benden söylemesi...

...

Tanımadığınız, adını bile bilmediğiniz bir adama derdinizi anlatıyor hatta bir de karşısında ağlıyorsanız şunlar olacak:
1-O sırada "Ulan adını bile bilmediğim adama içimi döküyorum, şu zavallılığıma bak yaa" deyip yalnızlığınızı daha çok hissedip daha çok ağlayacaksınız.
2-Adam sizden hoşlanmaya başlayacak.
3-Böylelikle artık çok da yalnız kalmayacaksınız.
4-Sonra ilişkinizde o daha önce uğruna ağladığınız "ex"iniz hakkında her ayrıntı başınıza bela olacak.

Yani demem o ki, adını bile bilmediğiniz o adam muhtemelen next'iniz; ex'iniz hakkında fazla açılmayın.

...

Azalarak tükensin: Söylediklerimiz beklenilen  tepkiyi almayınca yaşadığımız "ehehehe şaka tabii bunlar" hissinin trajedisi.

...

Suluk
Esma yanında Tupperware'in 750 ml'lik suluğunu (suluk ne yaa) taşımaya başlamış. Gülsem mi, takdir mi etsem bilemedim. "Şey ama.. biraz büyük değil mi bu?" dedim.
İtiraz etti: "Hayır, işte tam ideal boyut. Bana anca yetiyor hatta bir büyüğü olsa alırdım." dedi.
Sonra düşündü: "Yok bir büyüğü de fazla olurdu, bak bu tam ideal." dedi.
Şişeyi evirip çevirdi, birkaç defa elinde salladı: "Kenarlarını çıkıntılı yapmasalar daha küçük görünürmüş, ondan büyük görünüyor." dedi. Bana da verdi: "Al iç, hiç su içmiyosun." dedi; "Bak ikimiz de içebiliyoruz böyle." dedi.
Sonra aldı eline, dikti suyu bitirdi: Tam ideal." dedi.
Evet dedim
Gece mesaj atmış, "Evet, 500 ml'lik olanı olsa daha iyi olurdu diye.

...

Üstteki yazıyı yazarken Esma ile konuşmalarımızın neredeyse tamamının bu şekilde insanlı için de bizim için de küçük adımlar sayılacacak, boş, lüzumsuz, olmasa da olur konuşmalar olduğunu fark ettim. Evet ortalama buluşma süremiz 7 saat ve 7 saat boyunca tokanın ucundan su şişesine, ayakkabının renginden saç uçlarına ne kadar gereksiz şey varsa konuşuyoruz; bıkmadan usanmadan.

Ha ama sorarsanız; Esma ile 10 dakika böyle boş muhabbetler yapmayı mı tercih edersin; Mouffe ile 1 saat kamusal alan üzerine derinlikli bir sohbeti mi diye...

Tabii ki tercihim, Esma ile su şişesi üzerine konuşmak olur.

(Bu arada bu tercihimden Fatoş'a bahsettim, onun yorumu "Tabii Esma'yı seçeceksin, Mouffe sana bir tas su mu vermiş?" oldu. -tas ne yaaa-)

...

Birisine, özellikle olmaması gereken yerlerde kendi kendinize konuşurken yakalanmaktan daha kötü olan, şarkı söylerken yakalanmak; daha da kötü olan şarkı söylerken bir taraftan da dans ederken yakalanmak. Çünkü bunu kurtaracak tek olay, sizi yakalayan kişinin de size eşlik etmesi. Düşünsenize mesela patronunuz falan. Kaldı ki patron ne yaa, 80'li yılların Türk filminden beri ilk defa şu an ben kullandım bu kelimeyi.

...

Evde çalışınca yazdığım şeyleri kendime mail atıyorum. O an mail "okunmamış" olsun da yarın bakayım diye okundu olarak işaretlemiyorum. Birkaç saat sonra Gmail sekmesinde parantez içinde bir (1) görünce mail geldi diye heyecanlanıyorum.

...

Öğrenilmiş çaresizlik: Arkadaşlarım artık sokakta giderken yanlarında sesli bir şekilde şarkı söylememe sinirlenmiyor ve bunu takmıyorar. Nasıl olsa susmaz düşüncesinin verdiği bir kabullenmişlik hali, bir dinginlik, bir Nirvana.

Ama benden susmamı nasıl bekleyebilirler ki... Bizim ailede evde herkes şarkı mırıldanarak, yer yer  de epey bir sesle söyleyerek dolaşır; kimse rahatsız olmaz. Hatta şarkıyı biliyorsa eşlik eder.

...

Bilen bilir, ellerim sürekli terler. Heyecanla stresle falan da ilgisi yok, kronik bir rahatsızlık işte. (Evet gittim doktora, geçmiyor. Ameliyatı da riskli falan. Of, ne çok konuştum.)

Ben 6. sınıfa kadar ellerimin terlemesinin normal bir şey olduğunu düşünürdüm, daha doğrusu bu konu üzerine hiç düşünmemiştim. Zaten öyleymiş gibi kabul etmiştim. Yani "Ağzımda neden tükürük oluyor, niye ıslak; acaba bir tek bende mi böyle?" diye nasıl düşünmediysek, "Elim neden hep terli?" diye de düşünmemiştim ben.

Bir gün arkadaşım okulda elime bir kağıt tutuşturmuştu, ben de onu ıslak ellerimde bir süre tutunca ve onu elimde unutunca kağıt ıslandı. Sonra kağıda bakacaktık "Aaa ıslaaaak" dedi. Ben de "Elimde tuttum ya, unutmuşum." dedim. Sonra elime baktılar, "Ellerin neden terli, sıcak değil ki..." dediler. Ben de "Ama hep böyle, sizin terli değil mi?" dedim. Değilmiş. Sene 2003, bu da böyle bir aydınlanmam.

Bu arada, herkesin ağzında tükürük var di mi, yani ıslak?

...

Tweetlerime "Aslında kassam bundan bir blog yazısı çıkar" düşüncesi yerine "Aslında kassam bundan bir op-ed çıkar" düşüncesi hakim olsaydı, her şey çok farklı olabilirdi.

...

Saçlarınıza fön mü çektirdiniz? Sabah güneşe bakıp mont değil de trençkot mu tercih ettiniz? Şemsiye almak aklınızın ucundan bile geçmedi mi?
İşte dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağması ve sizin o havada yürümenizi gerektirecek bir iş için çıkmanız için harika bir gün daha!

...

Bugün telefonum kapalı olduğuna ve annem beni defalarca arayıp ulaşamadığına göre kesin başıma bir şey geldi. Kaçırıldım, cinayete kurban gittim, ya da hapse girdim.
Anneme sordum, "Hapse girme seçeneği nerden çıktı?"
Annem dedi ki "Diğerleri çok normal de onu sorguladın." Sustum; evet haklıydı.

...

Hayatımın en dumur etkinliği (düzenleyenler kızmasın ama) bir dil sempozyumu idi. Üstelik ilk düzenlediklerinde ders almamışlar, ikincisinde hatalarını fark etmemişler, sayı ona kadar ulaşmış. Onuncu defa yapılan bu yanlışa sadece izleyici olarak da olsa ben de ortak oldum. Akıllı telefonum da yoktu o zaman, saatlerce sıkıldım.
+İşte sempozyuma geldik biz de. Ben yeni edebiyatla ilgilendiğimden pek hitap etmedi ama yine de çok faydalıydı. Bana çok katkısı oldu.
(Nereye katkısı oluyor, olmaz olsun onun sağlayacağı katkı. Hocaya hayır diyemediğimden geldim desene, mal mal oturdum saçma sapan sunuşlardan hiçbir şey anlamadım deseneeee)
-Çok sevindim. Bildiri özetlerini de yayınlıyoruz.
+Aaaa ne kadar güzel, ben de ona bakıyordum. Çok iyi oldu, ben bir tane almak istiyorum. Ama asıl Fatoş dil çalışmayı düşünüyor. İkinci oturuma kalma dedim, koparamadım burdan onu. Benim acil bir işim çıktı, çıkmam gerekiyor da Fatoş'a engel olmak istemedim. Yalnız bırakmazsınız değil mi onu?
-Hiç şüpheniz olmasın.
(Bu da Fatoş'a böyle bir pisliğimdir.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder