7 Ekim 2012 Pazar

Çaresiz Anlar, Sınav, Yalnızlık ve İngilizce: ÜDS


Efendim, bildiğiniz gibi bugün Ösym’nin müdavimi olduğumuz sınavlarında biri vardı yine: ÜDS. Açılımını şu ana kadar hiç merak etmemekle birlikte başvuru yaparken

“Baba bankamatikten yatırıyorsun, TC numaramı gir, ÜDS’yi seç.” dediğimde babamın,
“Açılımı ne bu sınavın?” 
demesiyle öğrenmek zorunda kaldım.  Her ne kadar açılımına gerek olmadığını babama anlatmaya çalışsam da babam bu tür şeylere önem verirdi. İnternetten bakıp 
“Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı”ymış dedim. 
Babam başta bi işkillendi, geçiştirmek için uydurduğumu düşündü ama internetten baktığımı öğrenince ikna oldu. İsmi biraz tuhaf olduğundan da  bu sınavdan “Bizim kızın girecek olduğu İngilizce sınavı” olarak bahsetti.

Her neyse efendim, sınavdan iki hafta önce çalışmaya başlayacağımı düşünüp kitabı masaya çıkarmamın üzerinden baya zaman geçince “Ya geçmiş senelerin sorularına bakayım en azından.” dedim.  Toplamda 5(beş) sınavın çıktısını alırken de içimden bir his bunu asla çözemeyeceğimi söylüyordu. Nitekim öyle de oldu. Dün akşam, en son 4 sene önce hazırlıkta gördüğüm gramer konularına bakayım demiştim. Sonra uykum geldi, “Neyse yaa, sabah erkenden kalkıp bakarım.” dedim.  Sabah ise “Sınav sabahı ders mi çalışılırmış?” diyerek uyudum.

Saat 7.15
Alarmım çaldı, uyandım. 15 dakikada hazırlansam sonra da sandviç falan yapsam –aç aç kafam çalışmaz sınavda, okulun yanında da kahvaltı yapacak yer yoktur-  dedim.

Saat 7.45
Sandviç yaptım, kuru kuru yenmez diye bir de çay salladım. Fatma bunu görünce şaşırdı mı sevindi mi anlamadım. Uyku sersemiydi herhalde. Fatma’ya hadi çıkalım dedim.

Saat 7.55
Otobüs durağındaydık. 339 hemen geldi. Şimdi sınav gözetmenleri bile gelmeden 8.15’te orda olacaktık ve 9.30’a kadar bekleyecektik. Ama olsun, işimizi garantiye almıştık.

Saat 8.10
İki durak kala bütün tedbirliliğimizle “Oh çok iyi erkenden varıcaz.” diyorduk. Fatma sınava giriş belgemle kimliğimi bana vermek için çantasını açtı ve korkunç gerçekle karşılaştık: Onları almayı unutmuştuk! Ben masanın üzerine koyduğum bu iki hayati belgeyi Fatma’nın alıp çantaya koyduğunu düşünürken, Fatma da benim aldığımı düşünmüştü. Ve masanın üzerinde kalmıştı.

Saat 8.15
Fatma otobüsten indi, ben ise okula gitmeye devam ettim. Fatma evrakları yetiştirene kadar ben de güvenliği oyalayacaktım. Evet, bu düşünce çok saçmaydı o yüzden hiçbir şey yapmadım. Endişe ile Fatma’yı bekledim.

Saat 8.30
Fatma henüz gelmemişti.

Saat 8. 33
Saate bakalı sadece 3 dakika olmuştu. –Üfff bir de saatle gelmiştim sınava, neyse.-

Saat 8. 40
Saat 9’a gelene kadar saate bakmama kararı almıştım.

Saat 8. 45
Fatma karşımdaydı! Sarıldım, nasıl geldin bu kadar çabuk dedim. Taksiye binmiş, taksiciye çok acil yetişmemiz gerekiyor demiş. Taksici de tıpkı filmlerdeki gibi bir sahne yaşadığı için çok mutlu olmuş. Basmış gaza. Ben de Sivaslıyım demiş.-Bu konuya nasıl geldiklerini hiç bilmiyorum.-

Saat 8. 55
Fatma’nın getirdiği keki yedim, o hengamede kek alıp gelmiş. -Canım benim yaa…-

Saat 9.00
Girişte bir tane polis beni aradı. O kadar inceleyince ben de kendimden şüphelendim, kendimden emin olmak için diğer polise de üzerimi arattım. Olur ya gizli gizli bir kopya girişiminde bulunurum. Bir şey çıkmayınca içim rahatladı. Kendime güvenmeyi öğrendim. Sandığım kadar kötü birisi değilmişim dedim.

Saat 9.05
Sınav salonundaki görevli önce kimliğimdeki, sonra başvuru belgemdeki fotoğrafıma ve en son da bana baktı. Üçü arasında herhangi bir benzerlik bulamadı. Beni bir müddet bekletti. Tekrar kendimden şüphelenmeye başladım. Sonra yine inceledi. Bana sırıtarak
“Çok değişmişsin.” dedi. Başkasının yerine sınava girmeye çalıştığımı ima ediyordu sanırım. Ama ben laf sokmayı anlamayarak:
“Ay di miiii, kısa saçlı halim J Hiç yakışmıyor bana… J”  dedim. O an bu saçma açıklamamla kendimi salak durumuna düşürdüğüm –daha kötüsü belki de gerçekten öyle olduğum- için kendimden tiksindim.

Saat 9.15-12.00
Bu süre zarfında sorulardan daha çok kafamı meşgul eden iki konu vardı:
İlki bir tane kamera sınavı kayıt altına alıyordu. Niye alıyordu? Fazla dikkat çekmemek için görevlilere bunu sormadım.  Rahat rahat esneyemiyordum bile, ama çok uykuluydum. Tam esneyeceğim sırada kamerayla göz göze geliyorduk. Şu an ne kadar çirkin çıktığımı düşünüp başımı eğiyordum.

İkincisi ise sürekli şüpheli davranışlarda bulunuyordum. Sanki ben Öznur değilmişim de onun yerine sınava giriyormuşum gibi ürkektim. Kimliğimi ters çevirmiştim, böylelikle sürekli gelip geçen görevli, fotoğrafımı görmeyecekti. Sonra bunun şüpheli bir davranış olduğunu düşünüp tekrar ön yüzünü çevirdim. Sonra yere düşürdüm, iyice dikkat çektim. Hep gergindim. Sonra korkulacak bir şey olmadığına kendimi ikna ettim. Ben Öznur’dum bunu biliyordum.  Sınavın sonlarına doğru içim rahatlamıştı.

Saat 12. 05
Sınavdan çıktım. Çok iyi geçmişti, 90 bekliyordum. Geçen defa da beklemiştim, 68 almıştım. Olsun. Bu iyi geçti. Salonun kapısındaki yazı: “Bu sınav salonundaki Ösym’ye ait sınavlar kamera ile kayıt altına alınmaktadır.” Bu açıklama hala “Niye?” sorumun cevabı değildi.

Saat 12.30
Dolmuşa bindim, Armada’ya geldim. Üzerimde cüzdan, telefon, hiçbir şey yoktu. Kağıt param vardı sadece. Bütün yalnızlığım ve savunmasızlığımla markete girdim. Kasiyer elimdeki Ösym paketini görünce “Bugün sınav mı vardı?” dedi. Sinirlendim. Ben neler çekmiştim o sınava girene kadar, kadının haberi bile yoktu. Sonra da “Niye olsun ki?” diyerek kendimi sakinleştirdim.

Saat 13.00
Yurttaydım, telefonuma ve cüzdanıma ve de en önemlisi arkadaşlarıma kavuşmuştum.” Ösym insanları yalnızlaştırıyor bu umarsız dünyada… Martı seslerini bile duyamıyoruz rıhtımlarından İstanbul’un” dedim uzaklara bakarak. -Umarsız, martı, rıhtım ve İstanbul kelimelerine dikkat.- Sonra da saçmalamayı kesip günlük yaşantıma geri döndüm.

2 yorum:

  1. Cok guldum. Gercek oldugunu bilmesem bu kadar gulmezdim sanirim.

    YanıtlaSil
  2. Ben de çok üzüldüm. Gerçek olduğunu bilmesem bu kadar üzülmezdim :) -Hadi hepsi gerçek, bari kısa saç muhabbeti gerçek olmasaydı- :)

    YanıtlaSil