Efendim, bildiğiniz gibi bugün Ösym’nin müdavimi olduğumuz
sınavlarında biri vardı yine: ÜDS. Açılımını şu ana kadar hiç merak etmemekle
birlikte başvuru yaparken
“Baba bankamatikten yatırıyorsun, TC numaramı gir, ÜDS’yi
seç.” dediğimde babamın,
“Açılımı ne bu sınavın?”
demesiyle öğrenmek zorunda
kaldım. Her ne kadar açılımına gerek
olmadığını babama anlatmaya çalışsam da babam bu tür şeylere önem verirdi.
İnternetten bakıp
“Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı”ymış dedim.
Babam başta bi işkillendi, geçiştirmek için uydurduğumu düşündü ama internetten
baktığımı öğrenince ikna oldu. İsmi biraz tuhaf olduğundan da bu sınavdan “Bizim kızın girecek olduğu
İngilizce sınavı” olarak bahsetti.
Her neyse efendim, sınavdan iki hafta önce çalışmaya
başlayacağımı düşünüp kitabı masaya çıkarmamın üzerinden baya zaman geçince “Ya
geçmiş senelerin sorularına bakayım en azından.” dedim. Toplamda 5(beş) sınavın çıktısını alırken de
içimden bir his bunu asla çözemeyeceğimi söylüyordu. Nitekim öyle de oldu. Dün
akşam, en son 4 sene önce hazırlıkta gördüğüm gramer konularına bakayım
demiştim. Sonra uykum geldi, “Neyse yaa, sabah erkenden kalkıp bakarım.”
dedim. Sabah ise “Sınav sabahı ders mi
çalışılırmış?” diyerek uyudum.
Saat 7.15
Alarmım çaldı, uyandım. 15 dakikada hazırlansam sonra da
sandviç falan yapsam –aç aç kafam çalışmaz sınavda, okulun yanında da kahvaltı
yapacak yer yoktur- dedim.
Saat 7.45
Sandviç yaptım, kuru kuru yenmez diye bir de çay salladım.
Fatma bunu görünce şaşırdı mı sevindi mi anlamadım. Uyku sersemiydi herhalde.
Fatma’ya hadi çıkalım dedim.
Saat 7.55
Otobüs durağındaydık. 339 hemen geldi. Şimdi sınav
gözetmenleri bile gelmeden 8.15’te orda olacaktık ve 9.30’a kadar
bekleyecektik. Ama olsun, işimizi garantiye almıştık.
Saat 8.10
İki durak kala bütün tedbirliliğimizle “Oh çok iyi erkenden
varıcaz.” diyorduk. Fatma sınava giriş belgemle kimliğimi bana vermek için
çantasını açtı ve korkunç gerçekle karşılaştık: Onları almayı unutmuştuk! Ben
masanın üzerine koyduğum bu iki hayati belgeyi Fatma’nın alıp çantaya koyduğunu
düşünürken, Fatma da benim aldığımı düşünmüştü. Ve masanın üzerinde kalmıştı.
Saat 8.15
Fatma otobüsten indi, ben ise okula gitmeye devam ettim.
Fatma evrakları yetiştirene kadar ben de güvenliği oyalayacaktım. Evet, bu
düşünce çok saçmaydı o yüzden hiçbir şey yapmadım. Endişe ile Fatma’yı
bekledim.
Saat 8.30
Fatma henüz gelmemişti.
Saat 8. 33
Saate bakalı sadece 3 dakika olmuştu. –Üfff bir de saatle
gelmiştim sınava, neyse.-
Saat 8. 40
Saat 9’a gelene kadar saate bakmama kararı almıştım.
Saat 8. 45
Fatma karşımdaydı! Sarıldım, nasıl geldin bu kadar çabuk
dedim. Taksiye binmiş, taksiciye çok acil yetişmemiz gerekiyor demiş. Taksici
de tıpkı filmlerdeki gibi bir sahne yaşadığı için çok mutlu olmuş. Basmış gaza. Ben
de Sivaslıyım demiş.-Bu konuya nasıl geldiklerini hiç bilmiyorum.-
Saat 8. 55
Fatma’nın getirdiği keki yedim, o hengamede kek alıp gelmiş. -Canım benim yaa…-
Saat 9.00
Girişte bir tane polis beni aradı. O kadar inceleyince ben
de kendimden şüphelendim, kendimden emin olmak için diğer polise de üzerimi
arattım. Olur ya gizli gizli bir kopya girişiminde bulunurum. Bir şey
çıkmayınca içim rahatladı. Kendime güvenmeyi öğrendim. Sandığım kadar kötü
birisi değilmişim dedim.
Saat 9.05
Sınav salonundaki görevli önce kimliğimdeki, sonra başvuru belgemdeki
fotoğrafıma ve en son da bana baktı. Üçü arasında herhangi bir benzerlik
bulamadı. Beni bir müddet bekletti. Tekrar kendimden şüphelenmeye başladım.
Sonra yine inceledi. Bana sırıtarak
“Çok değişmişsin.” dedi. Başkasının yerine sınava girmeye
çalıştığımı ima ediyordu sanırım. Ama ben laf sokmayı anlamayarak:
“Ay di miiii, kısa saçlı halim J Hiç yakışmıyor bana… J” dedim. O an bu saçma açıklamamla kendimi
salak durumuna düşürdüğüm –daha kötüsü belki de gerçekten öyle olduğum- için
kendimden tiksindim.
Saat 9.15-12.00
Bu süre zarfında sorulardan daha çok kafamı meşgul eden iki
konu vardı:
İlki bir tane kamera sınavı kayıt altına alıyordu. Niye
alıyordu? Fazla dikkat çekmemek için görevlilere bunu sormadım. Rahat rahat esneyemiyordum bile, ama çok
uykuluydum. Tam esneyeceğim sırada kamerayla göz göze geliyorduk. Şu an ne
kadar çirkin çıktığımı düşünüp başımı eğiyordum.
İkincisi ise sürekli şüpheli davranışlarda bulunuyordum.
Sanki ben Öznur değilmişim de onun yerine sınava giriyormuşum gibi ürkektim.
Kimliğimi ters çevirmiştim, böylelikle sürekli gelip geçen görevli, fotoğrafımı
görmeyecekti. Sonra bunun şüpheli bir davranış olduğunu düşünüp tekrar ön
yüzünü çevirdim. Sonra yere düşürdüm, iyice dikkat çektim. Hep gergindim. Sonra
korkulacak bir şey olmadığına kendimi ikna ettim. Ben Öznur’dum bunu
biliyordum. Sınavın sonlarına doğru içim
rahatlamıştı.
Saat 12. 05
Sınavdan çıktım. Çok iyi geçmişti, 90 bekliyordum. Geçen
defa da beklemiştim, 68 almıştım. Olsun. Bu iyi geçti. Salonun kapısındaki
yazı: “Bu sınav salonundaki Ösym’ye ait sınavlar kamera ile kayıt altına
alınmaktadır.” Bu açıklama hala “Niye?” sorumun cevabı değildi.
Saat 12.30
Dolmuşa bindim, Armada’ya geldim. Üzerimde cüzdan, telefon,
hiçbir şey yoktu. Kağıt param vardı sadece. Bütün yalnızlığım ve
savunmasızlığımla markete girdim. Kasiyer elimdeki Ösym paketini görünce “Bugün
sınav mı vardı?” dedi. Sinirlendim. Ben neler çekmiştim o sınava girene kadar,
kadının haberi bile yoktu. Sonra da “Niye olsun ki?” diyerek kendimi
sakinleştirdim.
Saat 13.00
Yurttaydım, telefonuma ve cüzdanıma ve de en önemlisi
arkadaşlarıma kavuşmuştum.” Ösym insanları yalnızlaştırıyor bu umarsız dünyada…
Martı seslerini bile duyamıyoruz rıhtımlarından İstanbul’un” dedim uzaklara
bakarak. -Umarsız, martı, rıhtım ve İstanbul kelimelerine dikkat.- Sonra da saçmalamayı kesip günlük yaşantıma geri döndüm.

Cok guldum. Gercek oldugunu bilmesem bu kadar gulmezdim sanirim.
YanıtlaSilBen de çok üzüldüm. Gerçek olduğunu bilmesem bu kadar üzülmezdim :) -Hadi hepsi gerçek, bari kısa saç muhabbeti gerçek olmasaydı- :)
YanıtlaSil