24 Temmuz 2012 Salı

Atılgan'ın Sıkılganı: Aylak Adam



“C.” : Yusuf Atılgan’ın sıkılganı, aylak mizaçlı, bir ismin bile kendisine çok görüldüğü, boş gezenin boş kalfası işte. Düşünün bir kere böyle bir adamı romanın başkahramanı yapmış sevgili Yusuf Atılgan.
 “C.” Nasıl bir insansın sen! Hiç işi olmaz mı bir adamın, aylaklık diz boyu. Yapabildiği en iyi iş serseri serseri sevdiklerinin peşinden koşmak.  Babasından kalan paralarla kendince uğraşlar çıkarıyor işte ne biliyim restoranlara, kahvehanelere falan gidiyor bir iki bir şeyler içiyor, düşünüyor, okuyor, sinemaya gidiyor,  yine düşünüyor, aşık oluyor… Ne kadar tekdüze bir hayatı varsa artık “Keşke polis kuşkulanıp karakola götürseydi beni. Değişik bir gece olurdu.” Diyor. Bence uydurduğu en güzel iş  de sokak adlarını toplamasıydı. “İki Öksüzler Sokağı adını okuduğum zaman kendi kendimi bir işe atadım. Şehrin sokak adlarını toplayacak onlar üzerinde uzun uzun düşünecektim.”
“C.” nin başından iki aşk macerası geçer de şöyle bir profesyonel aşık da olamaz hani. Gerçi o aşkı sevdiklerinin peşinden koşarak ona ulaşamayarak yaşıyor. Sevdiğine teğet geçtiği bir bölümde adamın aklı fikri önündekinin kulak kirinde de olursa ister istemez o aşk bir sorgulanır hani. “Başını sola çevirseydi onu görecekti; B’nin yüzü ondan yanaydı. Ama onun aklı fikri önündeki adamın kulağının ardındaki kirdeydi. Bu kirin biçimi onu müthiş ilgilendiriyordu. Sonunda Matisse’nin bir desenine benzetti de içi rahatladı.”
Sözünü ettiğimiz adam kulak kirini Matisse’nin bir desenine benzeten bir adam. Ama ne olursa olsun okur yazar kimliğine laf ettirmem. Kötü yazarların yasak bölgesine bile müdahale ediyor. Nedir kötü yazarların yasak bölgesi? İşte romanlardaki karakterlerin camdan olması.  Örnek: Adam sabah kalkıyor, parkta oturuyor, yemek yiyor, sevgilisiyle dolaşıyor, gecenin bir vakti evine gelip yatıyor. “C.” işte bunlara inanamıyor. Çok afedersiniz hiç mi çişi gelmedi bunların diyor. Biz de inanamıyoruz ama ne yapalım sürekli öyle şeyler de yazılmıyor ki. Artık bu duruma “C.” Ne kadar içerlendiyse ilk hikâyesi: “Bir büyük şehrin gürültüsünde insan, kimseye sezdirmeden istediği zaman yellenebilir. O yellenemezdi” diye başlıyor. Ama bu cümlede adamın bütün hayatının gizli olduğunu kim fark edecekti ki. Bu yazıyı okuyanlar sizler hiç telaşlanmayın efendim sizler farkındasınız. Bir de hem romanı hem de bu yazıyı okumuş kimseler var ki ne mutlu onlara…
Velhasıl kelam içimizdeki “aylak adamı okumuş kişi” yi  öldürmeyelim.  Naçizane önerim yaşatmaya çalışanlara da destek olalım. “Kılığı düzgün bir adamın sokakta simit yemesi yasaktır. Bütün yasaklar gibi bunun da bir kaçamak yolu yok mu? Simidi kır, cebine sok. Tek elinle bir lokma koparıp, kimseye sezdirmeden ağzına at. Ama ben dişlerim sağlamken ısıracağım…” Gözlerimiz sağlamken okuyalım okutalım J 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder