“C.” : Yusuf Atılgan’ın sıkılganı,
aylak mizaçlı, bir ismin bile kendisine çok görüldüğü, boş gezenin boş kalfası
işte. Düşünün bir kere böyle bir adamı romanın başkahramanı yapmış sevgili
Yusuf Atılgan.
“C.” Nasıl bir insansın sen! Hiç işi olmaz mı bir
adamın, aylaklık diz boyu. Yapabildiği en iyi iş serseri serseri sevdiklerinin
peşinden koşmak. Babasından kalan
paralarla kendince uğraşlar çıkarıyor işte ne biliyim restoranlara,
kahvehanelere falan gidiyor bir iki bir şeyler içiyor, düşünüyor, okuyor, sinemaya
gidiyor, yine düşünüyor, aşık oluyor… Ne
kadar tekdüze bir hayatı varsa artık “Keşke
polis kuşkulanıp karakola götürseydi beni. Değişik bir gece olurdu.” Diyor.
Bence uydurduğu en güzel iş de sokak
adlarını toplamasıydı. “İki Öksüzler
Sokağı adını okuduğum zaman kendi kendimi bir işe atadım. Şehrin sokak adlarını
toplayacak onlar üzerinde uzun uzun düşünecektim.”
“C.” nin başından iki aşk macerası
geçer de şöyle bir profesyonel aşık da olamaz hani. Gerçi o aşkı sevdiklerinin
peşinden koşarak ona ulaşamayarak yaşıyor. Sevdiğine teğet geçtiği bir bölümde
adamın aklı fikri önündekinin kulak kirinde de olursa ister istemez o aşk bir
sorgulanır hani. “Başını sola çevirseydi
onu görecekti; B’nin yüzü ondan yanaydı. Ama onun aklı fikri önündeki adamın
kulağının ardındaki kirdeydi. Bu kirin biçimi onu müthiş ilgilendiriyordu.
Sonunda Matisse’nin bir desenine benzetti de içi rahatladı.”
Sözünü ettiğimiz adam kulak kirini
Matisse’nin bir desenine benzeten bir adam. Ama ne olursa olsun okur yazar
kimliğine laf ettirmem. Kötü yazarların yasak bölgesine bile müdahale ediyor.
Nedir kötü yazarların yasak bölgesi? İşte romanlardaki karakterlerin camdan
olması. Örnek: Adam sabah kalkıyor,
parkta oturuyor, yemek yiyor, sevgilisiyle dolaşıyor, gecenin bir vakti evine
gelip yatıyor. “C.” işte bunlara inanamıyor. Çok afedersiniz hiç mi çişi
gelmedi bunların diyor. Biz de inanamıyoruz ama ne yapalım sürekli öyle şeyler
de yazılmıyor ki. Artık bu duruma “C.” Ne kadar içerlendiyse ilk hikâyesi: “Bir büyük şehrin gürültüsünde insan, kimseye
sezdirmeden istediği zaman yellenebilir. O yellenemezdi” diye başlıyor. Ama
bu cümlede adamın bütün hayatının gizli olduğunu kim fark edecekti ki. Bu
yazıyı okuyanlar sizler hiç telaşlanmayın efendim sizler farkındasınız. Bir de
hem romanı hem de bu yazıyı okumuş kimseler var ki ne mutlu onlara…
Velhasıl kelam içimizdeki “aylak
adamı okumuş kişi” yi öldürmeyelim. Naçizane önerim yaşatmaya çalışanlara da
destek olalım. “Kılığı düzgün bir adamın
sokakta simit yemesi yasaktır. Bütün yasaklar gibi bunun da bir kaçamak yolu
yok mu? Simidi kır, cebine sok. Tek elinle bir lokma koparıp, kimseye
sezdirmeden ağzına at. Ama ben dişlerim sağlamken ısıracağım…” Gözlerimiz
sağlamken okuyalım okutalım J

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder